Kimse Aklımızla Alay Etmesin !
Maaruf Ataoğlu
Kimse kimseyi kandırmasın!
Bu toprakların kara talihinimi tersine çevireceğiz, yoksa aynı tiyatronun figüranları olarak bir yüz yıl daha böyle yaşamaya devam mı edeceğiz?
Her kim barıştan söz ediyorsa; önce kendi dilinin, kendi kalbinin, kendi vicdanının aynasına baksın. Çünkü bu defa, Türk halkına da Kürt halkına da yazık. Hemde çok yazık!
Türk ve Kürt halkları son yüz yıl hariç hep birlikte yan yana barış içerisinde yaşadı.
Aynı sofrayı paylaştı, aynı tarlayı sürdü, aynı düşmana karşı siper oldu. Omuz omuza savaşarak ülkeyi kurtardı ve Cumhuriyeti kurdu. Kurulan Cumhuriyetin kuruluşundan hemen sonra 1924 anayasasıyla Kürtleri yok sayarak barışı bozanlar hala aynı mantıkta ve durdukları yerde duruyorlar. Dün olduğu gibi bu günde zihniyetleri değişmemiş Kürdü Eşit ve kardeş olarak değil, evinin içinde sus deyince susan otur deyince oturan, kalk deyince kalkan bir emir eri olarak görüyorlar. Bu çağda bu yaklaşımı kabul etmeyen Kürde Türk’ü daha da düşmanlaştırarak birbirine düşmanlaştırmaya çalışılıyorlar. Tarihimizde görülmemiş bir şekilde; halklar birbirine yabancılaştırılıyor, birbirinden soğutuluyor.
Bunun adı kader değildir; bunun adı kasıtlı bir siyaset ve bilinçli ayrıştırmadır.
Taraflardan birinin adını dahi telaffuz etmediği veya edemediği bir barış olabilir mi?
Bırakın bu halkları kandırmayı!
Kürtlere “Kürt yok” dedirtmeye çalışanların kursağında kalan inkârın kokusu hala yayılıyor.
Bu ülkede hâlâ bir kısmı “Kürt” kelimesini ağzına almaktan korkuyor.
Nasıl oluyorsa bu utanmazlık, barış havarisi kılığına bürünüp, halkın kaderiyle oynuyor.
Numan Kurtulmuş!
Meclis başkanı sıfatıyla; iki Kürt anasının komisyonda konuşurken ana dillerinde konuşmasına izin vermiyorsun?
Bu tutumun barışın neresinde?
Hangi vicdana sığar bu?
Sen daha bir annenin dilinden korkarken, barıştan söz etmeye nasıl cüret ediyorsun?
AİHM kararına rağmen Demirtaş neden hâlâ rehin tutuluyor.
Buna hukuk diyorlar, adalet diyorlar, barış diyorlar.
Kiminle alay ediyorsunuz?
Kimin aklıyla dalga geçiyorlar?
“Umut hakkı” safsatasıyla Abdullah Öcalanı ve onun üzerinden Kürt halkını hangi hakla oyalıyorsunuz?
Gerçekleri bilip niye söylemiyorsunuz?
Görüşme notları açıklanmıyor.
Ne görüşüldü, ne konuşuldu, ne istendi, ne reddedildi kimse bilmiyor?
Böylelikle Kürtleri içerden çatıştırarak mevzi ve zaman kazanıyorsunuz.
Kim kimi temsil etti, kim kimi sattı?
Halk bunları bilmeden nasıl barışı umut edecektir?
Numan Kurtulmuş diyor ki:
Mesele Türkiye’yi terörden arındırma meselesidir?“Kürtlerin hiçbir hak talebi yok.”
O halde soruyorum: Bu masa niye?
Bunca aldatma niçin ve neyin barışı?
Hangi barış masası?
Ne konuşuyorsunuz?
Hakkı, hukuku olmayan varlığını dahi Anayasal olarak kabul etmediğiniz bir halkla neyin barışını kuruyorsunuz?
Kürtlerin siyasetçileri behemehal kendilerine çeki düzen bermelidirler.
Bu vaziyet böyle sürdürülemez.
Ceylan derisi koltuklar, beş yüz bin lira maaşlar, diplomatik pasaportlar, parti protokolleri, şatafatlı masalar bunların hepsi bir gün çöpe gidecek.
Çünkü halkın hafızası satılık değildir.
Bir milletin ahı da bu kadar ucuz değildir.
Yaşam dediğiniz nedir ki…
Göz açıp kapayınca bitiverir bir anda.
Geride bıraktığınız tek miras; halkınıza karşı nasıl bir duruş sergilediğinizdir.
Kürt halkı; Diyap Ağa’yı nasıl hatırlıyorsa sizide öyle hatırlasın istemiyorsanız bunları dikkate almalısınız.
Eğer iyi hatırlanmak istiyorsanız tıpkı Şeyh Said - Seyit Rıza’ Qazi Muhammed ve diğerleri gibi;
Kürt halkının yüreğinde kor, kalbinde taşıdığı nice isimlerle sizleri de hep hatırlar.
Ama o stenografik meclis konuşmalarının ardında saklanan kimi korkakları da Diyap Ağalar gibi hatırlar.
Bu halk, kendisini unutanları asla hoş yad etmez.
Bu yüzden tekrar ediyorum:
Kimse kimseyi kandırmasın!
Barış; Türkiye’yi “TERÖRDEN TEMİZLEME” ismiyle adını koymadan ve bir halkın adını anmadan yapılmaz.
Barış; Barış analarının diline saygı duymadan yapılmaz.
Barış; tutuklu siyasetçiler özellikle DEMIRTAŞ rehin alınırken olmaz.
Barış; görüşme notları gizlenirken olmaz.
Barış; bir taraf yok sayılırken hiç olmaz.
Bu tiyatro bir gün biter;
Ama halkın hafızasında hiçbir zaman silinmez.
İşte bu yüzden;
Kürtlerin de Türklerin de bir yeni yüz yıl daha kaderiyle oynayanlar, günün sonunda en ağır hesabı tarih önünde vereceklerdir.


