KIZIL ELMA İLE KÜRDİSTAN GERÇEĞİ ARASINDAKİ TARİHSEL ÇATIŞMA
Bahçeli’nin yıllardır görev üstlendiği Türkiyeyi terörden arındırma, diğer adıyla çözüm süreci meğer “Kızıl Elma” üzerinden kurduğu siyasal tahayyülü, esas itibarıyla Türk devlet aklının tarihsel ülkü paradigmasının modernleşmiş ırkçılığın bir devamıdır.
Bu paradigma; Türk ulus-devletinin jeopolitik, kültürel ve stratejik genişleme ideallerini merkeze alan “Türk yurdunun” bir zihniyetinin dünyasına dayanır.
Dolayısıyla bugün “entegrasyon”, “Terörsüz Türkiye”, “ortak gelecek”, “demokratik birliktelik” gibi kavramlarla Kürd toplumuna sunulan çerçevenin dün yaptığı konuşmasında arka planına bakıldığında, mesele yalnızca bir güvenlik meselesi değildir.
Mesele; Kürd siyasal iradesini, tarihsel hafızasını ve ulusal reflekslerini devletin çizdiği yeni ideolojik koordinatlar içine çekme arayışıdır.
Bu nedenle şu soruyu sormak artık kaçınılmazdır:
Yetmiş milyonu aşan bir halk, kendi tarihsel sosyolojisini inkâr ederek başka bir ulusun “Kızıl Elma” idealine nasıl entegre edilebilir?
Çünkü eşyanın tabiatı buna aykırıdır.
Bir halk; diliyle, hafızasıyla, acılarıyla, coğrafyasıyla, kolektif bilinçaltıyla vardır.
Kürdler yalnızca bireylerden oluşan sıradan bir topluluk değildir.
Kürdler; Şerefdîn’den Botan’a, Dersim’den Mahabad’a, Zaza’dan Kurmanc’a, Sorani’den Gorani’ye kadar uzanan çok katmanlı tarihsel bir toplumsal gerçekliğin adıdır.
Bugün bazı çevrelerin yaptığı en büyük yanlış şudur: Sanki Kürd halkı PKK, Öcalandan müteşekkildir.
Kürd meselesini yalnızca güvenlik merkezli bir örgütün veya şahsın “entegrasyon problemi” sanmalarıdır.
Oysa Kürd meselesi bir güvenlik problemi değil; tarihsel, sosyolojik ve siyasal bir varlığın gerçeğinin kabulü veya reddidir.
Bahçeli’nin Türk gençliğine hitaben dile getirdiği “Hedefimiz Kızıl Elma’nın gerçekleşmesidir” anlayışı, Türk milliyetçi düşüncesi açısından kendi içinde tutarlı olabilir.
Ancak aynı hedefin Kürdlere “ortak ideal” gibi sunulması gerçekçi değil ve ham bir hayalden ibarettir.
Çünkü Kürd halkının tarihsel hafızasında Kızıl Elma; ortak bir özgürlük tahayyülünü değil, çoğu zaman merkezileşmiş devlet aklının asimilasyon baskılarının dışa vurmuş halidir.
Bu nedenle bugün Kürd siyasetini “entegrasyon” adı altında devletin ideolojik eksenine bağlamak isteyenler büyük bir sosyolojik kırılmayı okuyamamaktadır.
Çünkü bir halkı;
kimliğinden uzaklaştırabilirsiniz,
yoksullaştırabilirsiniz,
susturabilirsiniz,
hatta kendi içinde parçalayabilirsiniz…
Ama onu bütünüyle başka bir ulusun tarihsel ülküsünün bir parçası yaparak içine hapsedemezsiniz.
Kürdistan gerçeği tam da burada ortaya çıkmaktadır.
Zira Kürd toplumu artık eski dönemlerin iletişimsiz, örgütsüz ve hafızasız toplumu değildir.
Ortadoğu’daki savaşlar, Rojava deneyimi, Güney Kürdistan’daki statü, diaspora bilinci ve dijital çağın oluşturduğu ortak hafıza; Kürdlerde yeni bir tarihsel bilinç üretmiştir.
Bu gerçek görülmeden, kim üzerinden geliştirilmek istersenin isteyin, geliştirilen her “entegrasyon projesi”, kısa vadede sonuç üretir gibi görünsede, bu zihniyet uzun vadede yeni toplumsal kırılmalar üretmeye mahkûmdur.
Çünkü hiçbir halk, kendi tarihsel varlığını inkâr ederek başka özünde ırkçılık fikri bulunan başka bir ulusun “Kızıl Elma” yürüyüşünde kalıcı birer piyon veya nefer hâline getirilemez.
Maaruf Ataoğlu
20.05.2026


