Kültürel Hırsızlık
Musiki Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği (MSG) Yönetim Kurulu Başkanı Ferhat Göçer’in “Kürtçe müziğin Türkçeye çevrilmesine olumlu yaklaşıyorum” sözlerine Kürt sanatçılardan tepki geldi.
Pervin Chakar: Kürt müziği özgün hâliyle korunmalıdır.
Nizamettin Ariç: Bir halkın dilini ve müziğini çeviri yoluyla sahiplenmek ve bunu olumlu bir gelişme olarak sunmak, ilerleme değil; inkârın devamıdır.
Dilini, Müziğini Çevirerek Sahiplenmek: Yüzyıllardır Yapılmakta Olan Kültürel İnkârın Modern Hırsızlığıdır.
MSG Yönetim Kurulu Başkanı, tıp doktoru Ferhat Göçer’in “Kürtçe müziğin Türkçeye çevrilmesine olumlu yaklaşıyorum” yönündeki açıklaması, yüzeyde kültürel etkileşim gibi sunulsa da, özünde çok daha derin, etik değerlerden yoksun bir düşüncenin güncel tezahürüdür. Bu yaklaşım; bir halkın diline, hafızasına ve estetik üretimine yönelik tarihsel müdahalelerin bugünkü durumu olup, emek hırsızlığı yapmak suretiyle ahlaktan yoksun bir ruh hâlini yansıtmaktadır.
Açık ifade etmek gerekir:
Bir müziği çevirmek, onu anlamak değildir.
Bir dili dönüştürmek ise asla onu yaşatmak değildir.
Aksine, bu tür yaklaşımlar çoğu zaman o dilin özgün varlığını görünmez kılmanın, faşist bir ruh hâlinin en “kibar” yollarından biri olarak işlev görür.
Pervin Chakar’ın “Kürt müziği özgün hâliyle korunmalıdır” vurgusu ve Nizamettin Ariç’in “bu durum ilerleme değil, inkârın devamıdır” tespiti, meselenin tam kalbine işaret etmektedir. Çünkü burada tartışılan şey bir çeviri meselesi değil; bir halkın kendi sesiyle var olma hakkının gasp edilmesidir.
Tarihsel olarak bakıldığında, Kürtçe yalnızca bir iletişim aracı değil; aynı zamanda yasaklanmış, bastırılmış ve sistematik biçimde kamusal alandan dışlanmış bir kimlik alanıdır. Tarihî bir geçmişe sahip bir dilin müziğini “çeviriyle yaygınlaştırmak” söylemi, iyi niyetli bir kültürel açılım değil; çoğu zaman merkezileştirici bir zihniyetin yeniden üretimidir.
Sorulması gereken temel soru şudur:
Ferhat Göçer, neden Kürtçe müzik olduğu gibi kabul edilip desteklenmiyor da, başka bir dile aktarılması “olumlu” bir gelişme olarak sunuluyor?
Bu sorunun cevabı, meselenin estetik değil, politik bir inkâr olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Çünkü bir dilin müziği, sadece notalardan ibaret değildir.
O müzik; acıyı, direnci, aşkı, hafızayı ve bir halkın yüzyıllara yayılan varoluş mücadelesini ve ruhunu taşımaktadır.
Onu başka bir dile “uyarlamak”, aslında o kültürün derinliğini sadeleştirmek adı altında törpülemek ve en nihayetinde evcilleştirmek suretiyle yok etmektir.
Açık konuşmak gerekir:
Eğer bir toplumda doktor sanatçılar da etik ve ahlakın dışına çıkmışsa, başka halkların diline mesafeli bir konuma savrulmuşsa, orada mesele sadece kültür değildir; bu, doğrudan bir ahlak ve sanatçı kimliği krizidir.
Sanatçının görevi; güçlü olana yakın durmak değil, hakikatin yanında durmaktır.
Hakikat ise açıktır:
Kürtçe müzik, çevrilmeye muhtaç bir eksiklik değil; korunması gereken bir varlıktır.
Ve unutulmamalıdır ki:
Bir halkın dilini dönüştürerek sahiplenmeye çalışmak,
onu tanımak değil,
ona hükmetmenin alçakça inceltilmiş bir yoludur.


