Kürdistan Millî Platformu’na Dair Değerlendirme
Öncelikle, platform içerisinde dile getirilen tespitleri dikkatle okuduğumu ve bu çerçevede yapılan gözlem ve değerlendirmelere saygı duyduğumu ifade etmek isterim. Sahadaki çok başlılık, dağınıklık ve temsil sorununa dair yapılan analizler, belirli bir gerçekliğe temas etmektedir. Ancak bütün bu çerçeveye rağmen, ben şahsen varılan bazı sonuçlara katılmıyorum.
Çünkü meseleye yalnızca mevcut yapıların performansı üzerinden değil; tarihsel kırılmalar, toplumsal psikoloji ve siyasal yön tayini üzerinden bakılması gerektiğini düşünüyorum.
1. Saygı duymak başka, aynı sonuca varmak başkadır
Evet, bugün Kuzey Kürdistan’da birden fazla arayışın paralel yürüdüğü doğrudur.
Evet, halkta güçlü bir heyecan dalgası henüz oluşmamıştır.
Ancak buradan hareketle, bu çabaların geçmişteki bazı girişimlere benzer şekilde başarısızlığa mahkûm olduğu sonucuna varmak, bana göre erken ve eksik bir okumadır.
Çünkü her tarihsel dönem kendi dinamiklerini üretir.
Bugünün Kürt toplumu, 2005’in, 2007’nin ya da 2012’nin toplumu değildir.
Bugün daha fazla sorgulayan, daha fazla alternatif arayan ve tek merkezli siyasal akıllara mesafe koyan ortak bir toplumsal zemin yaratma ihtiyacı vardır.
2. Parçalı yapılar değil, üst şemsiye zorunludur
Asıl sorun; dağınıklığın varlığı değil, bu dağınıklığın ortak bir üst akılla buluşturulamamasıdır.
Kürd Millî Platformu ve benzeri çatı örgütlerinin desteğiyle muhalif Kürd partileri ve benzeri girişimler ayrı ayrı hareket ederlerse elbette sınırlı etki üretirler.
Bu nedenle kanaatim nettir:
Bu tür yapılar, mutlaka “üst şemsiyenin” belirlediği ulusal bir çerçevede, ortak hedef doğrultusunda buluşmak zorundadır.
Bu şemsiye;
• ideolojik dayatmaların ötesinde,
• kapsayıcı,
• millî refleksi önceleyen,
• farklı çizgileri bir arada tutabilen bir yapı olmak zorundadır.
Aksi halde her yapı kendi küçük alanında konuşur,
ama hiçbirisi toplumsal karşılık üretemez.
3. Asıl kırılma noktası: Yeni bir siyasi parti zorunluluğu
En kritik meseleye açık ve net gelmek gerekir:
Kuzey Kürdistan’da, PKK çizgisi dışında kalan bütün Kürd siyasi yapıları (belirli istisnalar hariç) behemehal bir araya gelmek zorundadır.
Bu bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Ve bu birliktelik yalnızca “platform”, “inisiyatif” ya da “arayış” düzeyinde kalmamalıdır.
Her kurum görev bilinci üstlenmelidir.
Mevcut siyasi partiler bir ittifak kurarak somut, güçlü ve seçimlere giren, belediye kazanan, TBMM’de temsil edilebilen yeni bir birlikteliğe veya yeni bir siyasi partiye dönüşmelidir.
Çünkü halkın anladığı siyaset nettir:
• sandık,
• temsil,
• güç.
Halk soyut yapıları değil, sonuç üreten yapıları sahiplenir.
Bugüne kadar başarısız olan dağınık, bölük pörçük yapıların ortak sorunu da budur:
Toplumsal karşılığı olan siyasal bir güç merkezine dönüşememeleri.
4. Ankara’ya ve dünyaya mesaj: Temsil ortaklaşmadan güç doğmaz
Eğer Kürd Millî Platformu ve KRG gibi kurumların desteğiyle yola çıkarlarsa;
Kürd partileri, ulusal çizgide ve asgari müştereklerde birleşir ve bunu seçim ayağı güçlü bir siyasi parti ittifakıyla tahkim ederlerse;
o zaman:
• Ankara’nın karşısında gerçek bir muhataplık doğar,
• uluslararası alanda ciddiyet oluşur,
• en önemlisi halk nezdinde güven inşa edilir.
Aksi halde, ne kadar doğru analiz yapılırsa yapılsın,
bunlar pratikte karşılığı olmayan küçük siyasi yapılar ve entelektüel çabalar olarak kalır.
Sonuç
Kısacası;
Ortaya konulan tablo bazı yönleriyle gerçekliğe temas etse de, meseleyi şu şekilde okuyorum:
• Dağınıklık bir sonuçtur, kader değildir.
• Heyecansızlık geçicidir, doğru siyasetle aşılır.
• Asıl ihtiyaç; üst şemsiye çatı örgütlerinin desteği ile güçlü siyasi partiler ittifakının birleşimidir.
Bu sağlanırsa başarı ihtimali vardır. Sağlanmazsa, evet… o zaman başarısızlık kaçınılmaz olur.
Saygılarımla,
Maaruf Ataoğlu


