Parti Güçlerinden Millî Orduya Geçiş Üzerine Sayın Mesûd Barzani’ye Açık Çağrı
Brêz Kâk Mesûd Barzani,
Başûr Kürdistan yönetiminin, uzun yıllardır farklı parti komutaları altında bulunan Peşmerge güçlerinin tek çatı altında birleştirilmesine yönelik attığı adımlar, doğru ve kararlı biçimde tamamlandığı takdirde, Kürdistan’ın kurumsal geleceği açısından tarihî bir dönüm noktası olacaktır.
YNK’ye bağlı 70’inci Birlikler ile KDP’ye bağlı 80’inci Birliklerin Peşmerge Bakanlığı bünyesinde ortak bir emir-komuta ve denetim zincirine bağlanması; liyakatli, tarafsız ve profesyonel bir komuta kademesi tarafından yönetilmesi, yalnızca askerî değil, aynı zamanda millî ve siyasal bir reform niteliğindedir. Kamuoyuna açık kaynaklara göre yeni yapılanmanın iki bölge komutanlığına bağlı toplam 11 tümen üzerine kurulması öngörülmektedir.
Ancak hem siyasi partiler hem de Kürdistan halkı şu temel gerçeği unutmamalıdır:
Bir ordunun birleşmesi, yalnızca birliklerin adlarının ve tabelalarının değiştirilmesiyle gerçekleşmez. Üniformalar aynı olsa bile emirlerin geldiği siyasi merkezler ayrı kalırsa, ortaya tam anlamıyla millî bir ordu değil, idari bakımdan yan yana getirilmiş iki farklı askerî yapı çıkar.
Maaşların tek merkezden ödenmesi ve personelin ortak bir sisteme bağlanması elbette önemlidir. Fakat askerî sadakatin anayasal kurumlar yerine partilere, bölgesel nüfuz alanlarına veya tarihsel ilişkilere yönelmesi hâlinde yapılan reform eksik kalır.
Gerçek birleşme; yalnızca kadroların değil, komutanın, sadakatin, askerî doktrinin ve millî hedefin de birleşmesidir.
Peşmerge Partilerin Değil, Kürdistan’ın Millî Gücüdür
Federal Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge, herhangi bir partinin özel güvenlik gücü değildir ve olmamalıdır. Peşmerge; Başûr, Bakur, Rojhilat, Rojava ve diasporada yaşayan bütün Kürd milletinin gururla sahiplendiği millî bir değerdir.
Dağlarda can veren Peşmergelerin mezar taşlarında parti bilançoları yazmıyor. Onlar herhangi bir partinin ekonomik veya siyasi nüfuz alanı için değil; Kürdistan’ın varlığı ve Kürd milletinin özgürlüğü için mücadele ederek şehit oldular.
Bu nedenle Peşmerge’nin emir-komuta yapısı, partilerin tarihsel hâkimiyet alanlarına göre değil; Kürdistan Bölgesi’nin yasalarına, Peşmerge Bakanlığına ve anayasal kurumlarına göre şekillenmelidir.
Devletleşme iddiasındaki bir ülkede iki ayrı ordu, iki ayrı istihbarat düzeni, iki farklı güvenlik anlayışı ve iki ayrı sadakat merkezi sürdürülebilir değildir. Erbil’in ve Süleymaniye’nin ayrı askerî iradeleri varsa, Kürdistan’ın ortak millî iradesinin nerede durduğu sorusu cevapsız kalır.
Başûr Kürdistanı, Bütün Kürdistan’ın Mihenk Taşıdır
Başûr Kürdistanı, yalnızca orada yaşayan Kürdlerin değil; Bakur’un, Rojhilat’ın, Rojava’nın ve dünyanın dört bir yanındaki Kürd diasporasının ortak millî ülkesi ve kazanımıdır.
Devletsiz bırakılmış bir milletin elde ettiği bu hukuki ve siyasi statü, yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların da emanetidir. Bu vesileyle başta şehit Peşmergeler, Mela Mustafa Barzani, Mam Celal Talabani ve siz Sayın Mesûd Barzani olmak üzere, bu kazanımda emeği bulunan bütün Kürdistan halkına şükran borçluyuz.
Başûr Kürdistanı, biz Kürdler açısından korunması, güçlendirilmesi ve kurumsallaştırılması gereken millî bir sığınak, stratejik bir merkez ve tarihsel bir mihenk taşıdır.
Bakur, Başûr, Rojhilat, Rojava ve diaspora; siyasi ve ideolojik farklılıklarını bir kenara bırakarak bu kazanıma her şart altında mutlaka sahip çıkmalıdır.
Ancak bir ülkeye sahip çıkmak, o ülkedeki her uygulamayı sorgulamadan alkışlamak anlamına gelmez. Bir ülkeyi sevmenin ölçüsü, yöneticileri karşısında ne kadar sustuğunuz değil; o ülkenin hukukunu, kurumlarını ve geleceğini ne kadar samimiyetle savunduğunuzdur.
Kürdistan’a sadakat, herhangi bir partiye veya aileye bağlılıkla sınırlandırılamaz. Tarihsel şahsiyetler ve aileler milletin hafızasında çok saygın bir yere sahiptir; ancak kalıcı olan millet, ülke ve kurumlardır.
Birleşme Kâğıt Üzerinde Değil, Komuta ve Sadakat Birliğinde Başlar
Kürdistan Bölgesi Başkanlığı ve Hükûmeti tarafından Şubat 2026’da parti denetimindeki güçlerin Peşmerge Bakanlığına devredilmesini kolaylaştıran kararnamelerin yayımlanması önemli bir adımdır. Sürecin temel amacı, 70’inci ve 80’inci birlikleri tek bir hukuki, idari ve mali yapı içerisinde toplamaktır.
Şimdi yapılması gereken, bu kararların yalnızca uluslararası ortaklara sunulacak reform dosyalarında kalmasını önlemek ve askerî yapı içerisinde gerçek bir ruh, hedef ve komuta birliği sağlamaktır.
Bunun için:
Peşmerge’nin emir-komuta zinciri yalnızca Peşmerge Bakanlığına ve anayasal kurumlara bağlı olmalıdır.
Parti merkezlerinin ve siyasi büroların askerî birlikler üzerindeki doğrudan veya dolaylı müdahalesi aşamalı ve kararlı biçimde sona erdirilmelidir.
Komutanlık atamalarında parti sadakati değil; askerî eğitim, deneyim, liyakat ve mesleki yeterlilik esas alınmalıdır.
Personel sayısı, silah envanteri, bütçe ve maaş sistemi şeffaflaştırılmalıdır.
Hayalî kadrolar ve mükerrer maaşlar tasfiye edilmelidir.
Bütün Peşmergeler, hangi bölgeden veya siyasi gelenekten gelirlerse gelsinler, görev ve rütbeleri oranında eşit özlük haklarına sahip olmalıdır.
Çünkü iki ayrı ordunun aynı bakanlığın tabelası altında bulunması gerçek bir birleşme değildir. İki farklı anahtarın aynı kapının üzerinde asılı durması, o kapının tek merkezden açıldığı anlamına gelmez.
Tarihsel Öncülükten Kurumsal Devlete Geçiş
Barzani ve Talabani ailelerinin Kürdistan mücadelesindeki tarihsel rolleri inkâr edilemez. Bu ailelerin öncülüğü, fedakârlığı ve mücadelesi Kürd milletinin ortak hafızasının değerli bir parçasıdır.
Ancak tarihsel mücadelenin en büyük başarısı, kazanımların güçlü ve kalıcı kurumlara dönüştürülmesidir. Bugün ihtiyaç duyulan şey, tarihsel öncülüğün kurumsal devletleşmeye rehberlik etmesi; yönetim, güvenlik, ekonomi ve diplomasi alanlarının giderek daha şeffaf, çoğulcu ve liyakate dayalı yapılara devredilmesidir.
Başûr Kürdistan’ın bakanlıkları, güvenlik kurumları, petrol gelirleri, kamu ihaleleri ve diplomatik temsilcilikleri; herhangi bir partinin veya ailenin nüfuz alanı olarak değil, Kürdistan halkının ortak kurumları olarak görülmelidir.
Kürdistan halkı devletin müşterisi, çalışanı veya sessiz ortağı değil; ülkenin asli sahibidir ve öyle olmalıdır.
Tarihsel emek, elbette büyük bir saygıyı hak eder. Ancak bu emeğin en anlamlı karşılığı, devleti şahıslara bağlı olmaktan çıkarıp hukuka ve kurumlara bağlı hâle getirmektir. Peşmerge mücadelesinin ağır bedelini yalnızca tanınmış aileler değil, binlerce isimsiz Peşmerge, şehit ailesi ve Kürdistanlı yurttaş ödemiştir.
Bu nedenle Sayın Mesûd Barzani’den beklentimiz; sahip olduğu tarihsel saygınlık ve siyasi tecrübeyle, parti ve aile nüfuzunun anayasal kurumlara devredilmesine öncülük etmesidir.
Barzani ve Talabani ailelerinin tarihsel hizmetleri, bütün Kürdistan parçalarında saygı ve minnetle anılmalıdır. Kendilerine, kurucu mücadeledeki rollerini tanıyan onursal bir konum verilmesi de değerlendirilmelidir.
Böylece tarihsel aileler küçültülmeden onurlandırılır; devlet ise kurumsallaştırılarak büyütülür.
Çünkü Erbil ve Süleymaniye kadar Amed, Sine ve Haseke de bu değerli ailelerin vatanıdır. Kürdistan bütün Kürdlerindir.
Gerçek büyüklük, bütün makamları yakın çevrelere dağıtmak değil; gerektiğinde makamdan çekilerek kurumu, hukuku ve devleti ayakta tutabilmektir.
Brêz Kâk Mesûd, Devletin Soyadı Olmaz
Kürdistan Federe Bölgesi; çağdaş Avrupa örneklerinde olduğu gibi mutlaka serbest piyasa ekonomisini benimseyen, liberal, demokratik ve sosyal bir hukuk düzeni üzerine kurulmalıdır.
Vatandaşın hangi aileye, partiye, aşirete veya bölgeye mensup olduğuna değil; bilgisine, emeğine, yeteneğine ve liyakatine bakılmalıdır.
Devletin kapısında “Kimin adamısın?” sorusu soruluyorsa, orada liyakat zayıflamış ve hukuk yara almış demektir.
Kürdistan; bilgiyi, bilimi, eğitimi, liyakati ve girişimciliği esas almalıdır. Özel teşebbüs desteklenmeli; yatırım yapmak isteyen insanlardan gayriresmî komisyon, zorunlu ortaklık veya nüfuz payı talep edildiği yönündeki iddialar bağımsız biçimde araştırılmalıdır.
Bir yatırımcı ülkeye fabrika kurmaya gelirken mühendis ve finans uzmanından önce “Hangi güçlü çevreyle ortaklık kurmalıyım?” diye düşünüyorsa orada güvenilir bir serbest piyasa düzeninden söz edilemez.
Adam kayırmacılık, akraba atamaları, komisyonculuk, örtülü ortaklıklar ve rüşvet ilişkileriyle kararlı biçimde mücadele edilmelidir. Kamu görevleri siyasi sadakate göre değil, açık sınavlar ve ölçülebilir liyakat ilkeleriyle dağıtılmalıdır.
Petrol gelirleri, gümrük vergileri ve diğer kamu kaynakları, bağımsız denetim kurumlarının gözetiminde şeffaf biçimde halka açıklanmalıdır.
Zira devlet kasası hiç kimsenin özel çekmecesi, petrol kuyuları da hiçbir partinin kumbarası olmamalıdır.
Diaspora, Kürdistan’ın Stratejik ve Kurucu Gücüdür
Avrupa, Amerika, Kanada ve dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan milyonlarca Kürd, yalnızca ülkedeki akrabalarına para gönderen bir topluluk olarak görülmemelidir.
Diaspora; Kürdistan’ın sermaye, bilgi, teknoloji, diplomasi ve yetişmiş insan gücü bakımından en büyük stratejik kaynaklarından biridir. Mutlaka ülkenin kurumsal kalkınma sürecine etkin bir biçimde dâhil edilmelidir.
Ülkeye dönmek veya yatırım yapmak isteyen girişimcilere vergi kolaylıkları, yatırım güvencesi, hızlı ve şeffaf ruhsatlandırma ile güçlü mülkiyet koruması bir yasa ile sağlanmalıdır.
Bilim insanları, doktorlar, hukukçular, mühendisler, akademisyenler ve genç girişimciler için özel dönüş ve çalışma programları hazırlanmalıdır.
Diaspora Kürdüne havaalanında “Hoş geldin” denilirken yatırım masasında karşısına şeffaf olmayan talepler çıkarılması, hem sermayeyi hem de yetişmiş insan gücünü ülkeden hızla uzaklaştırıyor. Nitekim bunların çokça örnekleri biliniyor.
Sermaye güven; bilim özgürlük; girişimcilik ise hukuki güvence ve öngörülebilirlik ister. Bunları sağlayamayan bir yönetim, sürekli fedakârlık çağrısı yaparak kendi sorumluluğunu örtemez.
Adalet, Devletin Namusudur
Hukuk sistemi; hızlı, şeffaf, bağımsız ve güvenilir bir adalet anlayışıyla mutlaka güçlendirilmelidir.
Hâkimler siyasi partilerin, güvenlik bürokrasisinin, aşiretlerin veya nüfuzlu çevrelerin beklentilerine göre değil; anayasa, kanun ve vicdanları doğrultusunda kararlar vermelidir.
Mahkemeyi arayabilecek güçlü bir yakını, parti yetkilisi veya aşiret reisi bulunan kişinin avantajlı sayıldığı bir yerde adliye binası bulunabilir; fakat gerçek adalet bulunamaz.
Mülkiyet hakkı eksiksiz biçimde güvence altına alınmalı, ticari anlaşmazlıklar süratle ve tarafsız olarak çözüme kavuşturulmalıdır.
Basın ve ifade özgürlüğü korunmalı; gazeteciler eleştirileri nedeniyle susturulmamalıdır. Muhalifler düşman, iktidarı destekleyen basın kuruluşları ise devletin doğal sahipleri gibi görülmemelidir.
Bir devlet, kendisini sürekli övenlerden değil; yanlışlarını korkmadan dile getirebilen özgür basından ve bilinçli yurttaşlardan güç alır.
Petrol Zenginliği Toplumsal Refaha Dönüşmelidir
Kürdistan Bölgesi, serbest piyasa ekonomisini geliştirirken sosyal devlet ilkesini de ihmal etmemelidir.
Yaşlılar, engelliler, işsizler, savaş mağdurları, şehit aileleri ve düzenli geliri bulunmayan yurttaşlar için insan onuruna yaraşır sosyal güvence sistemleri oluşturulmalıdır.
Petrol kaynakları bakımından zengin bir ülkede öğretmenlerin, memurların ve emeklilerin maaşlarını düzenli alamaması kader değildir. Bu durum, hızlıca yönetim ve gelir paylaşımı sisteminin gözden geçirilmesini gerektirir.
Kamu yöneticilerinin yüksek hayat standartları sürerken yurttaşların temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanması, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki ve siyasal bir sorundur.
Eğitim ve sağlık temel hak olarak güvence altına alınmalı; gençlere çağdaş üniversiteler, araştırma merkezleri, mesleki eğitim kurumları ve yeni istihdam alanları sunulmalıdır.
Ekonomi yalnızca petrol gelirlerine bağımlı bırakılmamalı; tarım, hayvancılık, turizm, teknoloji, sanayi ve yenilenebilir enerji yatırımlarıyla çeşitlendirilmelidir.
Başûr Kürdistan’ın ihtiyacı daha fazla parti binası ve gösterişli protokoller değil; daha fazla okul, laboratuvar, fabrika, kütüphane, bağımsız mahkeme ve özgür üniversitedir.
Tarihsel Tercih:
Nüfuz Alanlarından Kürdlerin Kurumsal Devletine
Başûr Kürdistanı tarihsel bir yol ayrımındadır:
Ya siyasi nüfuz alanları arasında paylaşılmış kırılgan bir yönetim düzeni devam edecek ya da bütün Kürdlerin gurur duyacağı demokratik, müreffeh milli geliri Elli bin dolara ulaşacak ve kurumsal bir çekirdek devlete dönüşecektir. Tıpkı İsrailde olduğu gibi.
Peşmerge’nin birleştirilmesi, bu dönüşümün ilk büyük adımı ve en önemli mihenk taşıdır. Ancak bunun tarihsel bir başarı olup olmadığını törenler, üniformalar ve resmî açıklamalar değil; ilk ciddi siyasi kriz anında emirlerin nereden geldiği gösterecektir.
Peşmerge Bakanlığı ve anayasal kurumlar mı belirleyici olacak, yoksa parti merkezleri mi?
Kürdistan bayrağı mı ortak sadakatin simgesi olacak, yoksa eski siyasi flamalar ve aidiyetler mi?
Bu sorulara açık, hukuki ve kurumsal cevaplar verildiği gün, iki partinin silahlı güçlerinden gerçek anlamda millî bir Kürdistan ordusuna geçilmiş olacaktır.
Bu çağrım Barzani ve Talabani ailelerine yönelik bir karşıtlığın değil; tarihsel rollerinin daha güçlü ve kalıcı bir kurumsal mirasa dönüşmesi arzusunun ifadesidir.
Onları tarih önünde daha da büyütecek olan, devleti kendi çocuklarına veya yakın çevrelerine bırakmaları değil; millete, hukuka ve liyakatli kurumlara emanet etmeleridir.
Çünkü Kürdistan herhangi bir ailenin veya partinin mirası değil; milyonlarca Kürdün kanıyla, gözyaşıyla, emeğiyle ve umuduyla oluşmuş millî bir emanettir.
Başûr başta olmak üzere Bakur, Rojhilat, Rojava ve diaspora bu emanete birlikte sahip çıkmalıdır. Sahip çıkarken susmamalı; yapıcı biçimde sorgulamalı, kişileri değil kurumları büyütmelidir.
Peşmerge, parti aidiyetlerinin üzerinde birleşerek gerçek sahibi olan Kürdistan halkının millî ordusuna dönüştüğü gün, devletin kapısına şu cümle yazılmalıdır:
Bu ülkenin tarihsel öncüleri saygındır; fakat ülkenin gerçek ve kalıcı sahibi Kürdistan halkıdır.
Maaruf Ataoğlu
16 Eylül 2026


