Kürdistan’da Yeniden Dizayn Süreci:
Aktörler, Sorumluluklar ve Tarihsel Hesaplaşma
Dünkü görüşme sonunda yukarıdaki fotoğrafa baktığımdaki aklıma gelenler. Ortadoğu’da yaşanan hiçbir gelişme tesadüfi değildir. Bugün Kürdistan’ın dört parçasında ortaya çıkan tablo; birbirinden kopuk olayların toplamı değil, aksine uzun vadeli, çok aktörlü ve katmanlı bir stratejinin sahaya yansımış hâlidir. Bu stratejinin amacı açıktır:
Kürtlerin son yüzyılda bedel ödeyerek elde ettiği tüm kazanımları yeniden tanımlamak, sınırlandırmak, paylaşmak ve kontrol altına almaktır.
Ancak bu tabloyu yalnızca dış güçlerin planlarıyla açıklamak, gerçeğin sadece yarısını görmektir. Çünkü bugün gelinen noktada, en az dış müdahaleler kadar belirleyici olan şey; Kürt siyasetinin kendi içindeki zaaflar, kırılmalar ve sorumluluktan kaçma, ayrıca dış güçlerle iş birliği yapma hâlidir.
Bu nedenle mesele artık sadece bir analiz değil; kimi isimler ve şahsiyetler üzerinden sorumluluk tespiti yapma meselesidir.
I. Asıl Olan Kuzey Kürdistan: Paradigma Değişimi mi, Yoksa Mücadeleyi Tasfiye Süreci mi?
Kuzey Kürdistan’da yürütülen süreç, yüzeyde “çatışmasızlık” ve “terörden arındırma” söylemiyle sunulsa da, derinlikte çok daha kapsamlı bir asimilasyon ve bir dönüşümü hedeflemektedir.
Bu noktada dört temel aktör öne çıkmaktadır:
Devlet Bahçeli
Abdullah Öcalan
Sırrı Süreyya Önder
Pervin Buldan
Öcalan’ın “yeni paradigma” olarak sunduğu yaklaşım, klasik ulusal taleplerin (bağımsızlık, federasyon, statü) gibi taleplerin geri plana itilmesini içermektedir. Bu yaklaşım, kendileri açısından teorik düzeyde tartışılabilir olsa da, sahadaki karşılığı şu soruyu doğurmaktadır:
Bu bir çözüm mü, yoksa mücadelenin ideolojik tasfiyesi mi?
Bu noktada:
Devlet Bahçeli’nin sürece verdiği destek, bunun bir “devlet projesi” olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Pervin Buldan ve benzeri aktörlerin dili ise görevlendirildikleri bu sürecin toplumsal meşruiyetini üretme işlevini görmektedir.
Ancak ortaya çıkan gerçek şudur:
Bu süreç, halkın mücadele hafızası ile siyasal temsil arasındaki bağı oldukça zayıflatmış ve Kürd halkı nezdinde ciddi bir güven krizi üretmiştir.
Burada sorumluluk yalnızca devlete ait değildir.
Öcalan’ın ortaya koyduğu paradigmanın sonuçlarıyla yüzleşme sorumluluğu da tartışılmaz biçimde hem kendisine hem de ona sorgusuz sualsiz itaat edenlere ve PKK örgütünün yöneticilerine aittir.
II. Rojava:
Kontrol Altına Alma ve İçten Dönüştürme
Rojava, Kürtlerin son yüzyılda geliştirdiği en somut siyasal deneyimlerden biridir. Dünyanın başına bela olan barbar İŞİD ile yürüttüğü savaş sonucunda on binlerce Kürd evladını kaybetmek pahasına IŞIDI yenmiştir. Ancak bu deneyim, Öcalan ve Bahçeli’nin etkisiyle, bölgesel güçlerin de iki yüzlü politikaları sonucunda ulusal kimlikten uzaklaştırılmış; özellikle ideolojik bir kimliksizliğe yıllarca sürüklenmiştir.
Bu süreçte öne çıkan aktörler:
Toom Barak (ABD)
Hakan Fidan (Türkiye)
Sergey Lavrov (Rusya)
Bu üç isim etrafında şekillenen diplomasi, sahada şu sonucu üretmiştir:
Rojava kazanımları, entegrasyon adı altında kontrol edilebilir ve HTŞ içerisinde yönlendirilebilir, kimliksiz bir yapıya dönüştürülmeye mahkum edilmiştir.
Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus şudur:
Bu dönüşüm yalnızca dış müdahale ile değil; içerideki iş birlikçilerin stratejik hataları, yıllarca halkıyla bütünleşecek yapıları özellikle kurmamaları ve aşırı dışa bağımlılıkları nedeniyle mümkün kılınmıştır.
III. Güney Kürdistan:
Aile Siyaseti Sonucunda Stratejik Çöküş
Güney Kürdistan, Kürtlerin devletleşmeye en yakın olduğu alan olmasına rağmen, bugün en büyük kırılmanın yaşandığı bir yer hâline gelmiştir.
Başlıca aktörler:
Barzani ailesi
Talabani ailesi
Hero İbrahim Ahmed
Şehnaz İbrahim Ahmed
Dr. Berhem Salih
gibi isimler etrafında şekillenen siyaset, giderek şu özellikleri kazanmıştır:
Kurumsallaşma yerine aileleşme
Ulusal strateji yerine günlük aile çıkar hesapları
Siyasal vizyon yerine ekonomik ağlar, çıkar ve rant ilişkileri
Bunun sahadaki somut sonuçları:
140’cı maddenin uygulanamamış olması
Kerkük, Hanekin gibi stratejik bölgelerin kaybı
Şengal ve Mahmur üzerinden oluşan baskı ve fiilî kopuş
Güney Kürdistan’ın dış müdahalelere tamamen açık hâle getirilmesi
Burada en ağır sorumluluk şudur:
Yüz yıl sonra elde edilmiş bir fırsatı değerlendiremeyerek kendi halkının geleceğini koruyamayan bir siyasal elit, tarih karşısında meşruiyetini de kaybeder.
IV. Rojhılat:
Parçalanmış Siyaset ve Oluşturulmak İstenen Etkisizlik
Doğu Kürdistan’da (Rojhılat’ta) ise tablo farklı olsa da sonuç aynıdır.
PJAK
IKDP
KOMALA
arasındaki parçalanmış yapı, ortak bir strateji üretilememesine neden olmaktadır.
Bu durum, dış müdahaleleri kolaylaştırmakta ve Kürtlerin bu bölgede siyaseten etkisiz kalmasına yol açmaktadır.
Buradaki sorumluluk yalnızca İran’a ya da bölgesel baskıya ait değildir.
Kürt siyasetinin birlik üretememe sorunu burada da açıkça belirleyici olmaktadır.
V. Bölgesel Denklem: Kürtsüz Çözüm Arayışı
Bugün bölgede oluşan yeni diplomatik hat:
Toom Barak
Sergey Lavrov (Rusya)
Hakan Fidan (Türkiye)
Nikol Paşinyan (Ermenistan)
Abbas Arakçi (İran)
üzerinden şekillenmektedir.
Bu hattın temel özelliği şudur:
Kürtleri doğrudan muhatap almayan, gerektiğinde ise Kürtleri kendi lehlerine “denge unsuru” olarak gören bir yaklaşım.
Karabağ ve Laçin hattında yaşanan gelişmeler, bu yaklaşımın somut örnekleridir.
VI. Asıl Soru:
Bütün Bunların Sorumlusu Kim?
Bu noktada artık şu soruyu açıkça sormak gerekir:
Kürdistan, yüz yıl sonra bugün neden yeniden dizayn edilmeye açık hâle gelmiştir?
Cevap nettir:
Dış güçler plan yapar
Ama o planları mümkün kılan şey, içerideki zafiyetlerdir
Bugün:
Öcalan’ın paradigması tartışılmadan kabul ediliyorsa,
Barzani ve Talabani aile çizgisi kırk yıldır dizginlenip denetlenemiyorsa,
Rojava’daki yapıya onlarca yıl kızıl yıldızlı flamalar asılı tutuluyor ve dış bağımlılıktan kurtarılamıyorsa,
bu durumun sorumluluğu yalnızca dış aktörlere yüklenemez.
SONUÇ:
Tarihsel Bir Yol Ayrımı
Kürdistan meselesi tarihsel açıdan bugün yeniden kritik bir eşiktedir. Ancak bu defa mesele yalnızca işgal, inkâr ya da baskı değildir. Mesele, iç çözülme ve siyasal sorumluluk üstlenmeme krizidir.
Eğer Kürt siyasal hareketleri:
kendi içinde hesaplaşmazsa,
şeffaflık üretmezse,
kişisel ve ailevi çıkarları sınırlandırmazsa,
örgütsel yapılarını eleştirilebilir ve sorgulanabilir hâle getirmezse,
önümüzdeki süreçte yaşanacak olan şey açıktır:
Kürdistan bir kez daha başkalarının çizdiği sınırlar içinde, çok daha ağır bedeller ödetilerek başkaları tarafından yeniden şekillendirilecektir.
SON SÖZ
Tarih bazen halklara fırsat verir.
Ama o fırsatlar ancak doğru kadrolar ve doğru, ortak bir siyasal akılla değerlendirilebilir.
Bugün Kürt halkının önünde duran en büyük mesele şudur:
Kendi kaderini belirleyecek iradeyi yeniden inşa etmek zorundadır.
Aksi hâlde,
bu yüzyıl da bir öncekinin tekrarı; umut kırıntılarının, kişi, örgüt ve aile çıkarlarına kurban edilmesinden öteye geçmeyecektir.


