GEÇMİŞİN HAFIZASINDAN GELECEĞİN İTTİFAKINA: KÜRDLER VE YAHUDİLER
6–7 Eylül 2026 tarihlerinde Londra’da gerçekleştirilen “Değişen Ortadoğu’da Yahudi–Kürd İlişkileri: Tarih, Kimlik ve Gelecekte İş Birliği” başlıklı konferans, görünüşte iki kadim halk arasındaki tarihsel ve kültürel ilişkileri ele alan akademik bir toplantıdır.
Ancak konferansın asıl önemi geçmişi anlatmasında değil, ortak hafızayı geleceğe yönelik stratejik bir iş birliğinin başlangıç noktasına dönüştürme potansiyelinde yatmaktadır.
Yahudiler ile Kürdler arasındaki ilişki yeni değildir. Yahudi toplulukları yaklaşık 2.700 yıl boyunca Kürdistan coğrafyasının farklı bölgelerinde yaşamış; bu ortak hayat, bugün İsrail’de yaşayan Kürdistan kökenli Yahudilerin kültüründe ve aile hafızasında varlığını sürdürmüştür. Her iki halk da sürgünü, parçalanmayı, katliamları, kimliğini koruma mücadelesini ve varlığına yönelen tehditleri tarihinin farklı dönemlerinde yaşayarak tecrübe edinmiştir.
Fakat tarihsel benzerliklerine rağmen 20. yüzyıl, bu iki halk açısından farklı sonuçlar doğurmuştur. Yahudi halkı, Holokost’un korkunç yıkımından sonra ortak hafızasını örgütlü bir iradeye; diaspora gücünü diplomasiye, bilime, teknolojiye ve nihayetinde bağımsız bir devlete dönüştürmüştür.
Kürdler ise daha geniş bir coğrafyaya ve daha büyük bir nüfusa sahip olmalarına rağmen dört devlet arasında parçalanmış, yüz yıllardır verdikleri özgürlük ve bağımsızlık mücadelelerini henüz ortak bir siyasal statüye ve bağımsız bir devlete ulaştıramamıştır.
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar’ın konferansa gönderdiği mesajda Kürdlerin dört ülkeye bölünmüş ve siyasi bağımsızlığa ulaşamamış bir halk olduğunu açıkça dile getirmesi, sıradan bir nezaket ifadesi değildir. Bu sözler, Kürd meselesinin yalnızca güvenlik ve terör kavramlarıyla ele alınamayacağını; kimlik, ulusal özgürlük, kendi kaderini tayin ve siyasi statü bağlamında uluslararası bir mesele olduğunu kabul eden önemli bir siyasi mesajdır.
Bununla birlikte Londra Konferansı’nı gerçekleşmiş bir Kürd–Yahudi ittifakı olarak sunmak için henüz erken olmakla birlikte işbirliğinin gelişmesinin temel taşlarını oluşturmaktadır. Bu nedenle konferans bir sonuç değil, bir başlangıçtır. Gerçek sınav; tarihsel yakınlığın ortak kurumlara, ekonomik projelere, akademik çalışmalara, diplomatik ağlara ve karşılıklı güvene dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği iki halkın işbirliğine bağlıdır.
İki Halkın Birbirini Tamamlayan Gücü Ortadoğu Domine Edecektir.
Kürd–Yahudi ilişkilerinin geleceği yalnızca ortak acılar üzerine kurulmamalıdır. Acılar halkları birbirine yaklaştırabilir; fakat kalıcı ittifakları ortak çıkarlar, güçlü kurumlar ve gelecek tasavvuru yaratmaktır.
Birleşik ve Bağımsız Bir Kürdistan
Geniş tarım alanları, zengin su havzaları, petrol ve doğal gaz rezervleri, maden kaynakları, hayvancılık potansiyeli ve Asya ile Avrupa arasındaki stratejik konumuyla Ortadoğu’nun önemli ekonomik güçlerinden biri olmaya adaydır.
Dicle ve Fırat başta olmak üzere bölgenin temel su sistemlerinin önemli kaynakları Kürdistan coğrafyasında bulunmaktadır. Mezopotamya’nın verimli ovaları, doğru planlama ve modern üretim teknikleriyle yalnızca Kürdistan’ın değil, bölgenin ve Avrupa’nın gıda güvenliğine çok önemli ölçüde katkıda bulunabilecek bir kapasitededir.
İsrail ise sınırlı yüzölçümüne ve doğal kaynaklarına rağmen bilim, teknoloji, savunma sanayisi, yazılım, siber güvenlik, tıp, biyoteknoloji, damla sulama, suyun geri dönüşümü, tuzlu suyun arıtılması ve kurak arazilerde tarımsal üretim alanlarında dünya çapında çok önemli bir birikim oluşturmuştur.
Kürdistan’ın toprağı, suyu, enerjisi ve genç insan gücü; İsrail’in teknolojisi, bilimsel kapasitesi, girişimcilik kültürü ve küresel ekonomik ağlarıyla buluştuğunda ortaya yalnızca ikili bir ticaret ilişkisi değil, Ortadoğu’nun ekonomik dengelerini, Askeri gücü ile güvenlik mekanizmalarını değiştirebilecek muazzam bir üretim ve askeri gücünü ortaya çıkaracaktır.
Bu iş birliği özellikle şu alanlarda tarihsel sonuçlar doğurabilir:
Su kaynaklarının korunması ve modern sulama sistemlerinin kurulması,
Tarımsal verimliliğin yükseltilmesi ve gıda sanayisinin geliştirilmesi,
Petrol ve doğal gazın ham madde olarak satılması yerine katma değerli ürünlere dönüştürülmesi,
Güneş, rüzgâr ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının değerlendirilmesi,
Madenlerin modern ve çevreye duyarlı yöntemlerle işletilmesi,
Sağlık, yazılım, siber güvenlik ve savunma teknolojilerinde ortak yatırımlar yapılması,
Üniversiteler, araştırma merkezleri ve teknoloji enstitüleri kurulması.
Akdeniz havzasının etkin kontrol gücünü elde eder.
Evet doğal kaynaklara sahip olmak tek başına zenginlik yaratmaz. Petrolü olup yoksulluk içinde yaşayan, verimli toprakları olduğu hâlde gıda ithal eden birçok ülke vardır. Kaynakları ekonomik güce dönüştüren esas unsur; hukuk devleti, şeffaf yönetim, bilimsel eğitim, üretim kültürü ve uzun vadeli ulusal planlamadır.
Seküler fleksibel bir hafızaya sahip genç nüfusa sahip Kürdistan’ın modern teknolojilere, demokratik kültüre sahip olması nedeniyle, liyakate ve kurumsallaşmaya dayanan çağdaş bir kalkınma modelini benimsemesi oldukça önemlidir.
İki kadim halkın işbirliğinin sonucunda Altmış – Yetmiş Milyonluk Küresel İnsan Gücü
Kürdlerin ve dünya Yahudilerinin toplam nüfusu yaklaşık 60–70 milyonluk geniş bir insan havuzuna ulaşmaktadır. Bu nüfusun önemli bir bölümü Avrupa, Amerika, İsrail, Kafkasya ve Ortadoğu’nun farklı ülkelerinde yaşamaktadır. Dolayısıyla söz konusu güç yalnızca nüfus büyüklüğünden ibaret değildir; sermaye, eğitim, bilim, diplomasi, medya, kültür ve uluslararası ilişkiler bakımından sınırları aşan çok çok büyük bir kapasiteyi ifade etmektedir.
Yahudi diasporası, tarih boyunca farklı ülkelerde kurduğu akademik, ekonomik ve siyasi ağları İsrail’in gelişimine aktarabilmiştir. Kürd diasporası ise Avrupa’da milyonlarca insana ulaşmasına rağmen sahip olduğu ekonomik ve entelektüel birikimi henüz ortak bir ulusal strateji etrafında yeterince örgütleyememiştir. Bu konuda Yahudi halkının deneyimlerinden mutlaka yararlanacaktır.
Londra’da gündeme gelen “Diaspora Bildirgesi”, bu nedenle yalnızca sembolik bir metin olarak kalmamalıdır. Ortak bir Kürd–Yahudi ekonomi konseyi, bilim ve teknoloji ağı, üniversiteler arası iş birliği programı, genç girişimciler fonu ve uluslararası diplomasi platformuyla desteklenmelidir. İki diasporanın sermayesi, bilgisi, mesleki deneyimi ve siyasi ilişkileri ve en önemlisi insan gücü bir araya getirildiğinde, devletlerin resmî diplomasisinin ötesine geçen güçlü bir toplumsal diplomasi ortaya çıkabilir.
Kürd tarafı bu ilişkiye edilgen, himaye bekleyen veya yalnızca dış destek arayan bir konumdan asla yaklaşmamalıdır. Eşit ve kalıcı bir ittifak, ancak kendi ulusal iradesine sahip, kurumlarını kurmuş, ekonomik programını hazırlamış ve dünyaya ne istediğini açıkça anlatabilen bir Kürd siyasetiyle mümkündür. Başka bir devletin bölgesel hesaplarında geçici bir araç olmakla, karşılıklı çıkarlara dayanan stratejik ortaklık kurmak arasındaki fark da titizlikle korunmalıdır.
Gelecek Şimdi Başlıyor
Londra Konferansı’nın tarihsel anlamı, geçmişte yaşananları tekrar anlatmasından çok, geleceğin hangi temeller üzerinde kurulacağını tartışmaya açmasındadır. Kürdler ile Yahudiler arasında geliştirilecek ilişki herhangi bir halka karşı düşmanlık temelinde değil; ulusal özgürlük, karşılıklı güvenlik, demokrasi, hukuk ve ekonomik kalkınma temelinde şekillenmelidir.
Kürdlerin özgürlüğü başka bir halkın özgürlüğünü inkâr etmeyi, Yahudilerin güvenliği de başka bir halkın temel haklarını yok saymayı gerektirmez. Gerçek çağdaşlık, kendi halkımız için istediğimiz hakkı başkaları için de savunabilmektir.
Bugün atılan adımlar doğru bir siyasal akıl ve kurumsal iradeyle devam ettirilirse, Kürdistan’ın doğal kaynakları ile İsrail’in teknolojik birikimi; iki halkın dünya çapındaki insan gücü, sermayesi ve diaspora ağlarıyla birleşebilir. Böyle bir ortaklık, yalnızca Kürdler ve Yahudiler için değil, çatışmalarla tüketilmiş bütün Ortadoğu için yeni bir kalkınma, istikrar ve iş birliği modeli yaratabilir.
Çünkü tarih ortak acıları kaydeder; gelecek ise ortak iradeyle kurulur. Londra’da başlayan bu temasın gerçek değeri de hatırlanan geçmişten ziyade, birlikte inşa edilebilecek gelecekte saklıdır.
Maaruf Ataoğlu
09 Eylül 2026


