Çandarlı Cengiz Efendi,
Sana tavsiyem şudur: Bir siyasi partinin listesine konulmuş, ardından Kürdistan halkının oylarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine seçilmiş olabilirsin. Fakat bu durum sana, seni o makama taşıyan halka tepeden bakma, onu azarlama ve süreci eleştiren Kürdlere “Beğenmiyorsanız dağlar sizi bekliyor, buyurun çıkın” deme hakkı vermez. Bu sözleri gerçekten sarf ettiğin, yayımlanan söyleşi ve haber kayıtlarında açıkça görülmektedir.
Her şeyden önce kişi olarak haddini ve bulunduğun makamın sınırlarını ve sorumluluğunu bilmelisin.
Sen Kürd halkının efendisi değil, onların oylarıyla seçilmiş bir temsilcisisin. Temsilci halka hesap soramaz; halka hesap verir. Kimse halkı susturamaz; halkın sesini dinler. Eleştirenleri dağa gönderemez; onların sorularını Meclise taşır.
Kürd halkı, senin gibi sonradan Kürd siyasetine dâhil edilmiş bir gazeteciden azar işitecek düzeyde sahipsiz bir topluluk değildir.
Bu halk, yüz yılı aşkın inkârın, asimilasyonun, sürgünün ve katliamların içinden geçmiştir. Son elli yılda yüz binlerce insan doğrudan veya dolaylı biçimde savaşın bedelini ödemiş; milyonlarca insan doğduğu topraklardan koparılmıştır. Köyler boşaltılmış, faili meçhul cinayetler işlenmiş, insanlar cezaevlerinde çürütülmüş, aileler parçalanmış, kuşaklar boyunca taşınacak derin bir toplumsal travma yaratılmıştır.
Hendek ve barikat çatışmaları sırasında Kürd şehirlerinin mahalleleri harabeye dönmüş; çocuklar, gençler, siviller ve silahsız insanlar yaşamlarını yitirmiştir. İnsanlar günlerce cenazelerini alamamış, evlerinden ve yurtlarından sürülmüştür.
Şimdi sen, bütün bu tarihsel acıların ortasında durmuş, yaşananları ve yürütülen süreci sorgulayan Kürdlere yeniden dağların yolunu gösteriyorsun!
Kürd halkının çocukları zaten yeterince dağlara gönderildi, Cengiz Efendi.
Yeterince Kürd genci öldü.
Yeterince anne evladının ardından ağıt yaktı.
Yeterince mezar kazıldı, yeterince ocak söndü.
Bugün bir milletvekilinin görevi Kürd gençlerine dağın yolunu göstermek değil; onları dağa mecbur bırakan siyasal düzenle hesaplaşmaktır. Kürdlere “Dağa çıkın” demek değil; dağdan dönenlerin nasıl özgür, onurlu ve oluşturulacak yeni Anayasada eşit yurttaşlar olarak yaşayacağını çözümleyip anlatmaktır.
Sana düşen, Kürd halkının sorularını küçümsemek değil, cevaplandırmaktır:
Kürdlerin anadilde eğitim hakkı nerede?
Anayasal kimliği ve kolektif hakları nerede?
Kendi kendini yönetme iradesi nerede?
Yerinden edilenlerin, yakınlarını kaybedenlerin ve faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerin adalet talebi nerede?
Cezaevlerindeki siyasetçilerin, seçilmiş belediye başkanlarının ve düşüncelerinden dolayı cezalandırılan insanların özgürlüğü nerede?
Kürd halkı, bunları sorduğunda “Size ne oluyor?” diyemezsin Cengiz efendi.
Çünkü asıl mesele zaten Kürd halkına olanlardır.
Bir örgütün lideri elli yılın sonunda hiç bir talebinde bulunmayarak, “peki” dedi, yöneticileri de “peki” dedi diye Kürd’ün meselesi kapanmış mı zannediyorsunuz. Kürd halkı herhangi bir örgütün malı, herhangi bir liderin mülkü veya herhangi bir siyasi kadronun sessiz kalabalığı değildir. Kürd meselesi, bir örgütün varlığıyla başlamadığı gibi o örgütün tasfiyesiyle de sona ermez.
Milyonlarca insanın tarihsel, ulusal ve demokratik haklarını birkaç kişinin onayına indirgeyerek “Konu bitmiştir” diyerek dağları gösteremezsin. Sen kimsin hangi sıfatla elli milyonluk halka dağları yol olarak gösteriyorsun.
Bitmemiştir. Cengiz efendi!
Çünkü örgütün geleceği başka, Kürd milletinin geleceği başka bir meseledir.
Silahlı yapının kendisini feshetmesi, Kürdlerin dil, kimlik, statü, eşitlik ve özgürlük taleplerini ortadan kaldırmaz. Silahların susması değerlidir; fakat bu halkın da susması gerektiği anlamına gelmez. Tam tersine silahlar sustuğunda, siyaset ve hakikat daha yüksek sesle konuşmalıdır.
Sen ise Kürd halkına siyasetin yolunu göstermek yerine yeniden dağın adresini veriyorsun.
Bu yalnızca talihsiz bir söz değildir. Elli yıllık çatışmanın bütün acılarını yaşamış bir halka karşı sergilenen siyasal bir küstahlık, tarihsel hafızaya karşı yapılmış ağır bir saygısızlıktır.
Üstelik bunu, Kürd halkının oylarıyla Meclise girmiş bir milletvekili olarak söylüyorsun. Seni Meclise taşıyan oyları alırken bu halkın iradesi değerliydi. Ama aynı halk süreci eleştirince mi “Size ne oluyor?” denilecek kadar hadsizleştin?
Hayır, Çandarlı Cengiz Efendi!
Kürd halkına ne olduğunu,
Önce onun mezarlıklarına, Boşaltılmış köylerine,
Yakılmış mahallelerine, Cezaevlerine,
Sürgün yollarına,
Dağ kapıdaki Dar ağlarında salanan Şeyh Said Efendi’nin onurlu mücadelesine bakarak öğrenmelisin.
Kürd halkının sana ve senin gibilerine soracağı çok şey vardır. Son elli yılda kimlerin hangi kararları aldığını, hangi yanlışların binlerce gencin hayatına mal olduğunu, kimlerin halk adına konuşup halktan hesap kaçırdığını elbette sorgulayacaktır.
Kimse Kürd halkına “Susun, liderler karar verdi, konu bitmiştir” diyemez.
Konu bitmemiştir; asıl hesaplaşma şimdi başlamaktadır.
Bu hesaplaşma silahla değil; akılla, siyasetle, vicdanla ve hakikatle yürütülecektir. Kürd halkı ne senin işaret ettiğin dağa çıkmak ne de senin onayladığın sürece sorgusuz sualsiz biat etmek zorundadır.
Üçüncü bir yol vardır:
Kendi sözünü söylemek, kendi iradesine sahip çıkmak ve yaşanan elli yılın siyasi hesabını sormak.
Bu nedenle sana son kez hatırlatıyorum:
Kürd halkının çocuklarına dağın yolunu göstermek senin haddine değildir.
Sen önce bulunduğun koltuğa hangi halkın oylarıyla oturduğunu hatırla; sonra o halka karşı kullandığın dili yeniden tart.
Çünkü Kürd halkı senin azarlayacağın bir halk değil; karşısında saygıyla eğileceğin ve hesap vermek zorunda olduğun kadim bir Millettir.
Maaruf Ataoğlu
21 Ağustos 2026


