Kürd’ün En Büyük Esareti: Kendi Elleriyla Yarattığı Putlar
Tarih boyunca insan, çoğu zaman kendi aklını, iradesini ve vicdanını bir başkasının ellerine teslim etmeyi güvenli bir liman gibi görmüştür. Hatta kendi yaptıkları putlara tapmış ve onlardan medet umma duygusuna kapılmıştır.
Zaman zaman kendi adına düşünen, karar veren, hatta Yaratan ile arasına giren kişilere;
“Lider”, “Şeyh”, “Mürşid”, “Kutub”, “Evliya”, “Pir” ve “Önder” gibi sıfatlar vererek onları olağanüstü bir makamın sahibi hâline getirmişlerdir.
İşin en hazin tarafı ise şudur:
İnsanlar, kendilerine zarar verenleri bile çoğu zaman göz göre göre terk etmemeyi meziyet saymışlardır.
Kendilerini yoksullaştıranı, susturanı, kandıranı, çocuklarını ateşe süreni, umutlarını tüketeni bile çağımızda hâlâ savunmaya devam ediyorlar.
Peki neden?
Çünkü mesele artık sadece bir insanı yüceltmek ve onu sevmek değildir.
Mesele; alışkanlığa dönüşmüş bir teslimiyetin psikolojisidir.
İnsan zihni, uzun süre korkuyla, kutsallık söylemleriyle veya aidiyet baskısıyla yönlendirilirse;
bir noktadan sonra sorgulamayı günah, itiraz etmeyi ihanet, düşünmeyi ise tehlikeli olarak görmeye başlar.
Oysa Yaratan ile kul arasına giren her güç odağı, zamanla kendisini sorgulanamaz hâle getirmeyi amaç edinir. O kişi artık mutlakiyete haiz, sorgulanması mübah olmayan bir sıfata sahip olur.
Çünkü sorgulanan otorite küçülür, ama kutsallaştırılan otorite her zaman büyür.
Bu nedenle insanlar çoğu zaman hakikati değil; alıştıkları sesi duyar ve onu takip ederler.
Doğruyu değil, kendilerine ezberletilen doğruları can siperane savunurlar.
Hatta bazen öyle bir hâl oluşur ki; kişi kendi aklını kullanmayı bırakır, başkası tarafından yönlendirilmiş bir akıl ile düşünmeye başlar.
Kürdistan’da yaşanan trajedilerin önemli bir kısmı da maalesef bu körü körüne bağlılık kültüründen bağımsız değildir.
Eskiden; aşiret reisleri, şeyhler ve ağalar vardı. Şimdi ise ideolojik önderler ve kutsanan liderler…
Her dönemde isimler değişmiştir ama değişmeyen tek şey; halkın büyük bir kısmının, kendi iradesini tarih boyunca bir şahsın iradesine teslim etmesidir.
Bu yüzden Kürd halkı çoğu zaman:
* şahısları dava yerine koymuş,
* eleştiriyi düşmanlık saymış,
* sorgulamayı bölücülük olarak görmüş,
* lidere sadakati, halka sadakatin önüne geçirmiştir.
Halbuki hiçbir lider kutsal değildir.
Hiçbir şeyh hatasız değildir.
Hiçbir ideoloji, Kürd halkından ve toplumsal akıldan üstün değildir.
İnsan, Yaratan’ın kendisine verdiği aklı kullanmadığı gün; önce iradesini kaybeder, sonra da geleceğini…
Belki de asıl mesele şudur:
Kürd halkı yüz yıllardır sadece devletlerin baskısıyla değil,
aynı zamanda kendi içinde ürettiği dokunulmaz putlarla da mücadele etmek zorundadır.
Çünkü sorgulamayan toplum gelişemez.
Eleştirmeyen halk özgürleşemez.
Kendi adına düşünemeyen topluluklar ise, bir süre sonra başkalarının kader planlarının nesnesi hâline gelirler.
Bugün Kürdlerin en büyük ihtiyacı yeni putlar üretmek değil;
özgür düşünen bireyler yetiştirmektir.
Belki de gerçek özgürlük;
bir gün bir lidere, bir şeyhe, bir ideolojiye ve bir öndere değil,
öncelikle hakikatle yüzleşerek ve ulusal vicdanını sorgulayarak kendi özgürlüğünü elde edebilmeyi başarabilmesidir.


