Kürt Halkı Öfkeli Ama Yine Yanlış Adrese:
Öfkenin Yanlış Yönü, İradenin Kaybı ve Hesap Vermeyen Siyasettir.
Kürt halkının öfkesi haksız değildir.
Ama bu öfkenin yöneldiği adres, bir kez daha yanlıştır.
Bugün Amerika’ya, koalisyon güçlerine ya da uluslararası aktörlere öfke kusmak kolaydır. Kolaydır; çünkü hesap sormayı yanlış yere yöneltir, asıl sorumluları perde arkasında bırakır. Oysa mesele dış güçlerin “ihaneti” kadar, hatta ondan daha fazla, Kürt siyasal aklının kendi içinde ürettiği tutarsızlıklar ve irade kaybıdır.
Ulusal Bayrak Yerine Slogan, Ulusal İrade Yerine Vekâlet
Eğer Rojava’da Kürtlerin liderleri, siyasetçileri ve askeri komutanları; halkların kardeşliği safsatasını, kızıl yıldızlı flamaları ve ithal ideolojik simgeleri bir kenara bırakıp ulusal bayrağın (Ala Reng) etrafında birleşebilselerdi;
eğer PYD ile ENKS gerçekten birlikte hareket edebilseydi, bugün federasyon bir ihtimal değil, kaçınılmaz bir gerçek olurdu.
Ama olmadı.
Çünkü bir kulak Kandil’de,
bir kulak İmralı’da,
bir kulak da Ankara’da — Devlet Bahçeli’nin sertleşen söyleminde tutuldu.
Üç farklı merkeze aynı anda kulak vererek tek bir ulusal akıl üretilemez.
Bu, siyaset değil; dağınık sadakatlerin yarattığı stratejik felçtir.
Sosyolojiye Rağmen Siyaset Olmaz
Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da elde edilen kazanımlar, Kandil merkezli provokasyonlara açık bırakıldı. Sonuç: terk edilmiş mahalleler, yerinden edilmiş 150–200 bin insan, dağılan toplumsal doku.
Bu tabloyu görmezden gelip Tabka ve Rakka’da tutunabileceğinizi sanmak, sosyolojiye meydan okumaktır.
Sosyolojik gerçeklik nettir:
Halkın rızasıyla kök salmayan hiçbir askeri ya da siyasi yapı kalıcı olamaz.
Zorla tutulan coğrafya, ilk fırtınada dağılır.
“Halkların kardeşliği” sloganı, sosyolojiden koparıldığında bir masala dönüşür.
Komün yaşam, tarihsel, kültürel ve sınıfsal bağlamından soyutlandığında toplumu özgürleştirmez; onu yabancılaştırır.
Hesap Vermeyen Siyaset, Değer Vermeyen Siyasettir
En ağır gerçek şudur:
Kürt çocuklarının kanı, bu siyasal akıl için stratejik bir maliyet kalemine indirgenmiştir.
Çünkü bu yapı kimseye hesap vermiyor.
HEP’ten DEM’e uzanan çizgide, halkın iradesi yerine komiser siyaset işletildi.
Önce harici komiserler, ardından dahili komiserler…
Seçilmişler değil, atanmışlar konuştu.
Siyaset, temsil değil talimat üzerinden yürütüldü.
Ve bugün gelinen noktada sorulması gereken soru şudur:
Bu sonuçtan memnun musunuz?
Yerinden edilmiş halktan, yıkılmış mahallelerden, kaybedilmiş meşruiyetten, tüketilmiş bir kuşağın umudundan…
Sonuç Yerine: Öfke Yetmez, Yön Gerek
Kürt halkının öfkesi değerlidir.
Ama bu öfke, doğru adrese yönelmediği sürece kurtarıcı değil, tüketicidir.
Hesap sorulacak adresler bellidir:
• Ulusal iradeyi ideolojik dogmalara feda edenler,
• Halkı vekâlet siyasetinin nesnesi hâline getirenler,
• Sosyolojiyi inkâr edip sloganla devlet kuracağını sananlar,
• Ve en önemlisi: hesap vermekten kaçanlar.
Kürt halkının ihtiyacı daha fazla slogan değil;
daha fazla sorumluluk, daha fazla cesaret ve tek bir ulusal akıldır.
Aksi hâlde öfke büyür, adres yine şaşar,
ve bedeli yine halk öder.


