Kürt Halkının Tapusu Satılır mı?
Maaruf Ataoğlu
21. yüzyılda Kürt halkının yaşadığı trajedi artık tankla, uçakla ya da açık inkârla sınırlı değildir.
Bugün asıl tehlike, çok daha sessiz ama bir o kadarda derin bir yerden gelmektedir:
Kürt halkının geleceği, masa başında tapuya bağlanarak pazarlanmaktadır.
Ortadoğu’ya yalnızca bir “yatırım alanı” gözüyle bakan; halkları arsa, kaderleri ise metrekare hesabına indirgeyen Arap milliyetçisi emlakçı tüccar zihniyetin güncel temsilcilerinden biri Tom Barrack’tır.
Bugün yapılacak toplantıda Erbil’in de “ortak” gösterilerek bu sürece dâhil edilmesi, söz konusu satışa meşruiyet kazandırma çabasından başka bir anlam taşımamaktadır.
Verilmek istenen mesaj nettir:
“Biz sattık ama Kürtlerin rızasıyla; onlar da masadaydı.”
Oysa masada olan Kürt halkı değildir.
Masada olan; Kürt halkı adına konuşma yetkisini kendinde gören, ancak halktan kopmuş bir siyasi ve askeri elit tabakadır.
Türkiye cephesinde Devlet Bahçeli, Kürtlerin geleceğini devletin dar ve güvenlikçi parantezine hapsetmektedir.
Güney’de Neçirvan Barzani, bu geleceği petrol, statü ve sermaye karşılığında pazarlık konusu yapmakta; Batı Kürdistan’ın önemli bir bölümünü bu denklemin içine sürüklemektedir.
Rojava cephesinde ise Mazlum Abdi, Kürt çocuklarının kanıyla DAİŞ’e karşı verilen mücadeleden doğan askeri meşruiyetin arkasına sığınarak, siyasi iradesizliğin bedelini halka ödeten bir pozisyonda durmaktadır.
Ve bütün bu tablonun merkezinde, yıllardır kutsanmış ancak artık açık bir politik kilitlenme adresine dönüşmüş olan İmralıgerçeği vardır.
Kuzey Kürdistan halkının hakları, Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda şekillendirilmiş; Türk genelkurmay aklıyla uyumlu bir strateji üretilmiştir.
Yapının iç dinamikleri kullanılarak iç çelişkiler derinleştirilmiş, kazanımlara yönelik açık itirazlar bastırılmış; halkın tarihsel talepleri yok sayılarak Kürtler “kültürel gerçeklik” düzeyine indirgenmiştir.
Bu yaklaşım, federasyon ihtimalinin önünü sistematik biçimde kesmiştir.
Bütün bunlar birilerine zaman kazandırmıştır.
Ama Kürt halkına değil; Kürtler adına konuşup Kürtlerin aleyhine karar alanlara.
Bu yaşananların adı “barış süreci” değildir.
Bu, açık bir mülksüzleştirme ve Kürdistan’ın yeniden paylaşılması sürecidir.
Bu, Kürt halkının yüz yıllık mücadelesinin parsel parsel satılarak tasfiye edilmesidir.
Fakat herkes şunu bilmelidir:
Kürt halkı bir tapu değildir.
Bir arsa hiç değildir.
Bir imza ile devredilecek bir kader asla değildir.
Bugün tescil edilen tapular yarın yırtılacaktır.
Bugün kurulan masalar yarın devrilecektir.
Bugün susturulmaya çalışılan halk, çok yakın bir zamanda yeniden örgütlenerek bu satışın tamamını reddedecektir.
Çünkü tarih defalarca göstermiştir:
Kürt halkı yenilebilir, bastırılabilir, kandırılabilir;
ama asla tapu olarak satılamaz.
Ve satmaya kalkışanlar,
eninde sonunda
halkın hafızasında
esefle ve utançla anılacaktır.


