Kutsal Metinden Devlet İdeolojisine
Maaruf Ataoğlu
İslam’da Enfal’in bu şekilde araçsallaştırılması, dünyadaki ulemanın tepkisiz kalması, imanı sorgulatır hâle gelmiştir.
Dinin, devlet şiddetine eklemlenmesi;
bu çerçevede:
Askerî operasyonlara “dini görev” denir,
Bir halkın toprağının gaspı “ganimet” olarak görülür,
Halkın kültürel olarak yok sayılması “güvenlik” kavramı altında gizlenir,
Asimilasyona direnen bir halk “fitne” olarak etiketlenir.
Oysa İslam ahlakında fitne, zulme karşı direnmek değil;
zulmün bizzat kendisidir.
Kürt halkının sorunu teolojik bir sorun değildir.
Kürt halkı, otoriter ve merkeziyetçi yapılara boyun eğmediği için siyasal bir “rahatsızlık” olarak görülmektedir.
Dinin Etnikleştirilmesi
Enfal’in Kürtlere karşı kullanılması, İslam dünyasında hâlâ aşılmamış bir başka sorunu yeniden açığa çıkarmaktadır:
Etnik hiyerarşi.
Arap kimliği sessizce İslami ahlakın önüne geçirildiğinde, din evrensel olmaktan çıkar; çıkarlar uğruna kullanılan kabileci bir amaca indirgenir.
Bu İslam değildir.
Bu, etnik milliyetçiliğin dini araç olarak kullanmasıdır.
İslam:
Zorla çizilmiş sınırları kutsamaz,
Devletlere ilahi dokunulmazlık vermez,
Hiçbir iktidarı ahlaki denetimin dışına çıkarmaz.
Kutsal olanın devletle birleştiği her yerde, hem din hem adalet zarar görür.
Hukuki ve Ahlaki Sonuçlar
Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, kutsal metinlerin toplu cezalandırmayı meşrulaştırmak için kullanılması;
Siviller ile savaşçılar arasındaki ayrımı ihlal eder,
Orantılılık ilkesini yok sayar,
Kültürel ve dilsel hakları hedef alır,
Etnik temelli baskıyı normalleştirir.
Ahlaki açıdan ise daha derin bir sorun vardır:
Adaletsizliğin kutsal bir dil ve amaç uğruna meşrulaştırılması.
Kutsal dil ve din devreye girdiğinde, hesap sorulamazlık başlar.
Uluslararası Topluma Bir Uyarı
Uluslararası kamuoyu şunu görmek zorundadır:
Dini söylem burada bir inanç ifadesi değil, Kürtlerin soykırımına yönelik bir kamuflajdır.
Bu konuda sessiz kalmak tarafsızlık değildir;
suça ve şirke ortak olmaktır.
Bu, içsel bir dini tartışma değildir.
Bu, insan onurunun çiğnenmesi meselesidir.
Müslüman olan Kürtler bir ayrıcalık talep etmiyor.
Var olma, güvenlik ve “tehdit” olarak tanımlanmadan özgürce yaşama hakkı talep ediyor.
Sonuç
Enfal Suresi, tahakkümü meşrulaştırmak için değil;
aksine onu sınırlamak için indirilmiştir.
Bir halkın üzerine doğrultulan ayetler dini savunmaz;
onu anlamından uzaklaştırır ve kutsiyetini yok eder.
Din, devletlerin malı değildir.
Kutsal metinler ordular tarafından kullanılmak üzere indirilmemiştir.
Hiçbir halkın aidiyeti ve yaratılış hikmetinin gaspı “ganimet” olarak tanımlanamaz. Bunu yapanları Kur’an-ı Azîm kâfir ilan etmektedir.
Asıl sorun Kur’an’ın metninde değildir.
Sorun, metnin kim tarafından ve ne amaçla kullanıldığıdır.
Peki Enfal Suresi Gerçekte Nedir?
Enfal Suresi, Bedir Savaşı bağlamında indirilmiştir. Temel mesajları son derece açıktır:
Savaşta ahlaki sınırlar,
Disiplin ve keyfî şiddetin reddi,
Zayıfın ve savunmasızın korunması,
Gücün değil, sorumluluğun merkeze alınması,
Zaferin mutlak bir hak değil, bir imtihan olduğunun bilinci.
Bu surede:
Etnik hedefleme yoktur,
Toplu cezalandırma yoktur,
Bir halkın kimliğini düşman ilan eden Kur’an’da tek bir hüküm yoktur.
Buna rağmen Enfal’in Kürtlere karşı kullanılması, bir yorum değil; açık bir katliamdır ve küfürdür.


