Kuzey Kürdistan’da Kürt Örgütleri,
Eşbaşkanlık ve PKK Gerçeği Üzerine
Kuzey Kürdistan’da faaliyet yürüten Kürt siyasal ve toplumsal yapılarının neredeyse tamamında eşbaşkanlık sistemi benimsenmiştir. Türkiye’deki yasal siyasal partilerden yerel örgütlenmelere, derneklerden platformlara kadar bu ilke, yalnızca bir yönetim modeli değil; temsilde adalet, kolektif irade ve tek adam kültürüne mesafe anlamına gelmiştir.
Ancak bu tablonun dışında kalan tek yapı, yıllardır istisna olarak duran PKK’dir.
Bu durum, geçmişten bugüne birçok Kürt tarafından sorgulanmış; kimileri açısından ise asla kabul edilebilir bulunmamıştır.
Bugün gelinen noktada, bu çelişki yalnızca Kürt kamuoyunun iç tartışması olmaktan çıkmış; Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) kürsüsünden açık biçimde dillendirilen sözlerle resmî bir tescil kazanmıştır.
Sayın Devlet Bahçeli’nin, Suriye Demokratik Güçleri Genel Komutanı Mazlum Abdi hakkında sarf ettiği sözler; meseleyi yalnızca bir dış politika ya da güvenlik başlığı olmaktan çıkarmıştır.
“Haddini bilsin, siyonizmin uşağıdır” gibi ifadelerle devam eden söylem; aslında doğrudan kurucu genel başkan figürü üzerinden bir itaat–irade tartışmasını açığa vurmuştur.
Bahçeli’nin asıl itirazı; Mazlum Abdi’nin şahsında SDG’nin, kurucu iradenin mutlak belirleyiciliğine rağmen kendi kararlarını alma cesareti göstermesidir.
Yani mesele, ne siyonizmdir ne de diplomatik dengelerdir;
mesele, “karara karşı gelme” cüretidir.
Bu yaklaşım, ironik biçimde, yıllardır Kürt halkına dayatılan tek merkezli, hiyerarşik ve sorgulanamaz liderlik anlayışının devlet diliyle teyididir.
Oysa Kürt siyasal geleneğinde eşbaşkanlık;
itaatin değil, ortak aklın,
biatın değil, kolektif sorumluluğun ifadesi olmuştur.
Bugün TBMM kürsüsünde kurulan bu cümleler şunu açıkça göstermektedir:
PKK’nin eşbaşkanlık sistemini benimsememesi, bir “tercih” değil;
bilinçli bir yönetim anlayışının yansımasıdır.
Ve bu anlayış, Kürtlerin özgürleşme iddiasıyla değil;
tek sesliliğin, tek kararın ve tek merkezin korunmasıyla ilgilidir.
Bu husus, dün kabul edilemezdi;
bugün ise artık inkârı mümkün olmayan bir gerçek olarak herkesin önünde durmaktadır.


