Mam Celal Talabani’nin Oğlu da, Eşeği de Devlet Bahçeli’yi İyi Dinlesinler
Ortadoğu’da siyaset, çoğu zaman sadece söylenen sözlerle değil; o sözlere verilen tepkilerle de şekillenir. Dün Devlet Bahçeli’nin “Kerkük ve Musul’u unutmayız” çıkışı, sıradan bir hamaset cümlesi değildir. Bu, Talabani kardeşlerin Kerkük Valiliğini 100 yıl sonra Türkmenlere peşkeş çekmesinin ardından gelmiştir.
Türkiye’de kökleşmiş bir jeopolitik zihniyetin, tarihsel iddiaların ve açık bir nüfuz alanı tahayyülünün, Mam Celal Talabani’nin oğlu ve çevresi tarafından satışının güncel tezahürüdür.
Asıl mesele şudur:
Bu sözler yeni değildir. Yeni olan, bu sözlere karşı Kürt siyasetinin içine düştüğü derin aczin, sessizliğin ve serkeşliğin yarattığı irade boşluğudur.
Bugün Kerkük’ten, Musul’dan bahseden bir siyasal akıl varsa; buna karşı durması gereken Kürt liderliği ortada yoktur. Ancak Kürdistan halkının iradesi vardır. Her zaman var olmaya devam edecektir. Ama ne yazık ki o irade, Celal Talabani’nin mirasını taşıdığını iddia edenlerin elinde cılız, yönsüz ve edilgen bir satış protokolüyle Türkmenlere peşkeş çekilmiştir.
Bafıl Talabani, Qubad Talabani ve çevresi çok iyi bilmelidir ki;
Siyaset, mirasla değil; stratejik akıl, bilgi ve yurtseverlikle alınacak önlem ve tavırla yapılır.
Devletler iddia ortaya koyarken, siz sadece koltuk koruma refleksiyle hareket ederseniz; Kürdistan tarihi sizi özne değil, nesne olarak yazıp çöp tenekesine atar.
Bahçeli’nin Kerkük ve Musul vurgusu; yalnızca Türkiye iç siyasetine dönük bir retorik değildir. Bu, aynı zamanda Öcalan’la yapmış olduğu anlaşma çerçevesinde Kürdistan coğrafyasına yönelik yeni bir ilhakın ve işgalin stratejik mesajıdır.
Eğer bu mesajın karşısında:
Net bir duruş yoksa,
Açık bir siyasal refleks gelişmiyorsa,
Halkın geleceğini önceleyen bir irade ortaya konulamıyorsa,
orada siyaset yoktur…
Orada sadece yönetiliyormuş gibi yapan, ruhları satın alınmış yapılar vardır.
Acı gerçek şudur:
Celal Talabani döneminde dahi tüm eksiklerine rağmen var olan diplomatik denge, Cebel Hamrin Dağları sınırıyla birlikte bugün yerini dar kadro hesaplarına ve günübirlik “CAHŞ” operasyonları siyasetçiliğine bırakmıştır.
Bugün Kerkük için bir cümle kuramayanlar, yarın Süleymaniye’yi de savunamaz.
Bugün Musul için bir irade gösteremeyenler, yarın kendi kapısının önünü, namusunu dahi koruyamazlar.
Açık konuşmak gerekir:
Bu coğrafyada siyaset yapan herkes şunu anlamalıdır:
Kerkük sadece bir şehir değildir.
Musul sadece bir hatıra değildir.
Bunlar, Kürt siyasal varlığının onur sınavıdır. Ve bu sınavda susanlar, yarın konuşma hakkını da kaybederler.
Son söz:
Devlet Bahçeli konuşuyor…
Peki siz ne yapıyorsunuz?
Eğer hâlâ susuyorsanız,
sorun artık Bahçeli’nin ne söylediği değil, sizin neden hiçbir şey söyleyemediğinizdir.


