Mazlum Abdi’ye Açık Cevap
Sayın Mazlum Abdi,
Sözleriniz “rahat olun” diye başlıyor;
ama Kürt tarihini bilen herkes bilir ki,
Kürt halkına en çok felaket getiren cümle tam da budur.
Ateşkes diyorsunuz.
Evet, ateşkes var.
Ama ateşkes ile özgürlük arasındaki farkı ayırt edemeyen her siyasal akıl,
halkını; emir ve komutası başkasında olan askerleriyle birlikte sessiz bir tasfiyeye götürür.
“Askerler Kürt köylerine girmeyecek” diyorsunuz.
Peki soruyorum:
Kürdistan “Rojava” yalnızca Kürt köylerinden mi oluşur?
Kürt şehirlerine giren İçişleri Bakanlığı personeli, emniyet müdürüne tabi olmayacak mı?
Silahlar her zaman sokaktan girmez; bakanlık tabelasıyla, entegrasyon dosyasıyla, maaş bordrosuyla girer
ve halkı can evinden vurur.
“Şam güçlerinin şehirlerde rolü kalmayacak” diyorsunuz.
Ama hemen ardından şunu ekliyorsunuz:
Özerk İdare çalışanları bakanlıklara entegre edilecek.
Bu bir çelişki değilse nedir?
Şehirden çıkan güç, zihniyet olarak geri dönüyorsa,
buna nasıl idari özerklik adı veriyorsunuz?
Özel statü diyorsunuz.
Kürt halkı bu cümleyi 1920’den beri duyuyor.
Lozan’da, Cezayir’de, Washington’da, Moskova’da…
Sonuç hep aynı oldu:
Statü vaadi, hep statüsüzlüğün cilası oldu.
“Kurumlar değişmeyecek” diyorsunuz.
Ama kurumların iradesi, karar yetkisi ve öz savunması
merkezi bir rejime bağlanıyorsa,
orada Kürtlere ait kurum kalmaz;
orada müzeleşmiş, ekolojik devrim kalıntıları kalır.
“SDF tugay halinde kalacak” diyorsunuz.
Ama hangi komuta merkezine bağlı ve hangi siyasal hedef için?
Devletin, HTŞ emir-komuta düzenine teslim edilmiş bir halkın ordu vitriniyle avutulması,
askerî bir başarı değil,
tarihsel bir aldatmadır.
Fransa Cumhurbaşkanı garanti vermiş.
Kürt halkı;
İngiliz ve Fransız Sykes–Picot garantilerini gördü,
Kürdistan’ı bir kez daha parçaladılar.
Sovyet garantisini mezar taşlarında okudu.
Amerika ve koalisyon ilişkilerini ise siz kızıl flamalarla yok ettiniz.
Şimdi bir kez daha soruyoruz:
Garantörler mi kalıcıdır,
yoksa Kürdistan halkının siyasal öncüleri mi?
“Mücadelenin yeni bir aşamasına geçiyoruz” diyorsunuz.
Evet, doğru:
Bu yeni aşamanın adı
devrim değil, kontrollü eritme ve entegrasyondur.
Bu yeni aşamanın adı
kazanım değil, tasfiyenin yönetilebilir hâlidir.
Ve en önemlisi:
“Halkın içinde kalacağım” diyorsunuz.
Ama halkın içinde kalmak,
halkın önünde yürümek değildir.
“Halkın arkasına sığınmadan, gür bir sesle Kürdistan’ın birliğini sağlamak için çalışacağım” demişsiniz.
Eğer bunu yaparsanız, geç kalınmış olsa da bu çok kıymetlidir.
Kürt halkı sizden, çok şey istemiyordu:
Ulusal statü, federasyon veya özerklik iddiası.
Ne kutsal liderlik,
ne ebedi komutanlık,
ne de garantörlü barış masalları…
Kürt halkı sadece şunu istiyordu:
Toprakları üzerinde ulusal bir duruş göstermenizi
ve kendi kaderi konusunda federasyon veya özerkliği açıkça savunarak söz sahibi olmanızı istiyordu.
Bugün sorulması gereken soru şudur:
Bu anlaşma Kürtlerin kaderini mi güvence altına alıyor,
yoksa başkalarının çıkarlarına uygun bir sessizliği mi kabulleniyor?
Tarih, niyetle değil sonuçla yazılır.
Ve tarih,
“rahat olun” denilerek teslim alınan halkları
asla affetmez.


