Merdivenin adı “Kürdistan”, iplerin adı ise “vesayet”…
Sedat Bingöl kardeşimin rızasıla sayfasından aldığım, bu görselin anlattığı asıl trajedi, Kürtlerin hedefe yürümek istemesi ancak liderlerinin; elindeki iplerle halkı hedefine ulaşmaması için kontrol etmeye çalışılmalarıdır.
Yıllardır Ankara’ya “eşit yurttaşlık”, “demokratik cumhuriyet”, “statüsüz çözüm” vaat eden Kürd siyasetçileri, Kürt halkına ise sürekli sabretmeyi, mücadele ediyormuş gibi görünerek beklemeyi ve hedefi kademe kademe küçülterek etkisiz kılmayı amaçlamışlardır. Oysa tarih gösterdi ki hiçbir halk, kendi geleceğini, kendilerine tahakküm edenlerin aklıyla vede onların çizdiği sınırlar içerisinde yürüyerek inşa edememiştir ve edemez.
Ayrıca 50-60 milyon nüfusa sahip bir halkın iradesi; kişilere, partilere ya da lider kültlerine bağlanarak özgürlük elde edebilmesi asla mümkün olamaz.
İplerin hangi kişi, şahıs veya parti ayırımı yapılmaksızın kimin elinde olduğu kadar, o iplerin varlığının olması ve kabul edilmesi çok ciddi bir sorundur.
Kürtlerin önündeki merdiven, bir ideolojinin ya da bir örgütün merdiveni değildir; o merdiven, bir halkın kendi kaderini tayin etme hakkına uzanan yol olmalıdır. Bu yol ancak Kürd milletinin bağımsız idaresiyle mümkün olabilir ve hedefe ulaşabilir.
Gerçek soru şudur: Kürtler kendi geleceklerini kendileri mi belirleyecek, yoksa her dönemde başka aktörlerin yönlendirmelerine ve önceliklerine göre mi değişecek?
Özgürlüğe giden yolun, bağlı bulunan iplerin zaman zaman biraz gevşetmesiyle değil; Kürd milletinin bu ipleri tamamen ve köklerinden koparmasından geçer. Çünkü tarih bize göstermiştirki hiçbir millet, vesayet altında olan liderlerinin çizeceği bir rota ile asla özgürleşemez.
Maaruf Ataoğlu
12 Temmuz 2026


