KÜRDİSTAN’IN SESİ, DAVET LİSTELERİNE SIĞMAZ
Barzani Karargâhı’nın MERI Forumu hakkında yaptığı açıklama, bir konferansın davetli listesini aşan temel bir meseleye işaret ediyor: Kürdistan’ın bütün parçalarının söz hakkı, siyasi tercihlere göre daraltılamaz.
Açıklamada dile getirilen çoğulculuk eksikliği, basit bir organizasyon kusuru olarak görülemez. Kürdistan’ın geleceğinin tartışıldığı bir zeminde, diğer parçalardaki siyasi tarafların yeterince temsil edilmemesi, ortak geleceğe ilişkin sözün eksik kurulması demektir. Bir halkın meseleleri konuşulurken, o meseleleri yaşayan farklı kesimlerin sesine yer açılmalıdır.
Bu bakımdan Barzani Karargâhı’nın itirazını yerinde ve değerli buluyorum. Kürdistan’ın diğer parçalarındaki halkın kaygılarını gözetmesi ve siyasi farklılıkların dışlama gerekçesine dönüştürülmemesi gerektiğini hatırlatması önemlidir. Hewlêr’in taşıdığı anlam, kendi idari sınırlarının ötesine uzanır. Bu anlam, bütün Kürdlere karşı ahlaki ve siyasi bir sorumluluğu da beraberinde getirir.
Tam da burada, konferansın temsil anlayışı kadar siyasi işlevini de sorgulamak gerekiyor. Kürdistan’ın geleceğine ilişkin kaygıların geri plana itildiği; kişisel görünürlüğün, diplomatik yakınlıkların ve kısa vadeli hesapların öne çıktığı bir buluşmanın ortak akıl üretme iddiası zayıflar. Halkın sorunları tartışmanın merkezinden uzaklaştıkça, geriye siyasetçilerin birbirlerine ve dış dünyaya sundukları, siyasi ciddiyetten uzak görüntüler kalır. Konferans, düşüncenin ve sorumluluğun alanı olmaktan uzaklaşıp siyasi gösterişin sahnesine dönüşür.
Ortaya çıkan tablo, Kürdistan’ın geleceği karşısında sorumluluk üstlenmekten çok, o geleceği kendi siyasi vitrininin arka planına yerleştiren bir pragmatizmi düşündürüyor. Oysa entelektüel bir buluşmanın değeri, sahnesinin ihtişamıyla değil; zor soruların sorulabilmesi, dışarıda bırakılan seslerin duyulabilmesi ve iktidarların duymak istemediği hakikatlerin dile getirilebilmesiyle ölçülür. Kürdistan’ın geleceği, hiç kimsenin görünürlük arayışına dekor yapılamaz.
Barzani Karargâhı’nın ölçülü ama etkili itirazı, bu nedenle dikkate değerdir. Ancak forumun düzenlenmesinde dahlinin bulunmadığını belirtmesi, tek başına yeterli değildir. Organizatörlerin bu temsil eksikliğini nasıl giderecekleri sorusu hâlâ önümüzde duruyor. Bundan sonraki toplantılarda farklı seslerin katılımını sağlayacak hangi somut adımlar atılacaktır? Dile getirilen itirazın asıl karşılığı, ortak ve kapsayıcı bir zeminin kurulmasına öncülük etmesi olacaktır.
Çünkü çoğulculuk, yalnızca birbirine yakın olanların aynı salonda bulunmasıyla gerçekleşmez. Asıl sınav, görüşlerine katılmadığımız insanların da söz hakkını savunabilmektir. Bu ölçü, bütün Kürd siyasi çevreleri için geçerlidir. Kendi dışlanmasına itiraz eden herkes, başkasının dışlandığı yerde de aynı ilkeyi savunmalıdır.
Elbette her forumun bütün örgütleri ve şahsiyetleri aynı anda ağırlaması mümkün olmayabilir. Ancak katılımın sınırlı olması, temsilin sürekli aynı çevreler arasında paylaşılmasını haklı kılmaz. Davet ölçütleri açık, dengeli ve farklı görüşlere yer verecek biçimde belirlenmelidir. Sınırlı bir program, dar bir siyasi anlayışın mazereti olamaz.
Kürdistan’ın parçaları arasındaki bağ, törensel kardeşlik sözleriyle güçlenmez. Birbirinin acısını duymak, itirazına kulak vermek ve siyasi iradesine saygı göstermekle güçlenir. Ortak bir gelecek, farklılıkların susturulmasıyla değil, farklı seslerin birlikte konuşabilmesiyle kurulabilir.
Barzani Karargâhı’nın açıklamasını bu nedenle önemli bir hatırlatma olarak okuyorum. Şimdi ihtiyaç duyulan, bu hatırlatmayı kalıcı bir siyasi tutuma dönüştürmektir. Çoğulculuk, açıklamalarda savunulan bir temenni olmaktan çıkıp siyasi ilişkilerin ve ortak toplantıların vazgeçilmez ilkesi hâline gelmelidir.
Kürd milletinin ortak geleceğini konuşmak isteyenler, önce onun farklı seslerine yer açmalıdır. Kürdistan’ın hafızası da iradesi de birkaç panelin, birkaç ailenin, birkaç parti ve örgütün çizdiği dar çerçeveye sığmaz.
Bir milletin söz hakkı, davet listesine alınmakla doğmaz; o listeden çıkarılmakla da ortadan kalkmaz.
Maaruf Ataoğlu
13 Ekim 2026


