Meşruiyeti Olmayan Bir Terörist Kürtlere Meşruiyet Dağıtamaz
Tarihin en büyük çarpıtmalarından biriyle karşı karşıyayız.
Silahın, zorun, göç ettirmenin, infazın ve korkunun gölgesinde yükselmiş; meşruiyetini halktan değil, kaostan devşirmiş bir figür bugün çıkıp Kürtlere “tanınma” dağıtıyor.
Ahmed Şara tarafından imzalandığı söylenen bu kararname, hukuki bir ilerleme değil; kanla kirlenmiş bir vicdanın makyajıdır.
Kürtlerin kimliği, bir teröristten alınacak bir lütuf değildir.
Kürtlerin varlığı, hiçbir geçici yöneticinin kalem ucuna sığacak kadar küçük değildir.
Meşruiyeti olmayanın verdiği hiçbir “hak”, hak değildir.
Bu olsa olsa, suç mahallinde günü kurtarmak için kağıt üzerine bırakılan sahte bir imzadır.
Kürtler Bin Yıldır Suriye’nin Sahibi ve Asli Unsurudur
Kürtler Suriye’ye sonradan gelmiş bir azınlık değildir.
Kürtler bu coğrafyanın hafızasıdır, omurgasıdır, yönetenleri ve direncidir.
Haseke’de, Afrin’de, Kobani’de, Qamişlo’da Kürtler;
devletler kurulmadan önce vardı,
kanlı, katil rejimler yıkıldıktan sonra da var olmaya devam edecekler.
Dolayısıyla bugün “Kürtleri tanıyoruz” demek,
güneşe ‘seni aydınlatıcı olarak kabul ediyoruz’ demek kadar absürttür.
Tanınan Kürtler değil;
Ağa babası Türkiye’den alıştığı gecikmiş bir suçun, gecikmiş bir itirafıdır.
Madem Kürtlerle Barışacaktınız, Neden Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud’u Yaktınız?
Asıl soru burada duruyor ve kaçamazsınız:
Eğer niyetiniz barış idiyse;
neden Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahalleleri kuşatıldı?
Neden yüz binlerce insan evlerinden sürüldü?
Neden kadınlar, çocuklar, yaşlılar göçe zorlandı?
Barış, top namlusundan çıkmaz.
Kardeşlik, tank paletiyle inşa edilmez. Kürdü yok sayarak katilliğiniz saklanamaz.
Bir halkı önce yerinden edip sonra “tanıdım” demek,
kolonyal zihniyetin en kaba, en ikiyüzlü biçimidir.
Bu bir barış girişimi değil;
suçun üstünü kararnameyle örtme teşebbüsüdür.
Kararname Değil, Kürdistan’ın ve Kürelere Düşmanlık Yapan Siyasi Aklın İflasıdır.
Newroz’u tatil ilan etmek,
Kürtçeyi “isteğe bağlı” eğitim faaliyetine indirgemek,
vatandaşlığı yıllar sonra “bahşetmek”…
Bunların hiçbiri ilerleme değildir.
Bunlar, yüzyıllık inkârın ardından verilen gecikmiş ve eksik kırıntılardır.
Üstelik bütün bunlar yapılırken:
– Kürt siyasi iradesi tanınmıyor
– Kürtlerin özsavunma refleksi kriminalize ediliyor
– Kürt kazanımları “entegrasyon” adı altında budanmak isteniyor
Bu tabloya reform denemez.
Bu, kontrollü bir teslim alma planıdır.
Sonuç: Kürtler Lütuf Değil, Hesap Soruyor
Kürt halkı artık kararname okumuyor.
Kürt halkı artık vaat dinlemiyor.
Kürt halkı, yapılanlarla söylenenler arasındaki uçurumu görüyor.
Bugün Kürtlere hak tanıdığını iddia edenler şunu bilmelidir:
Kürtler, meşruiyetini celladından değil,
kendi tarihinden alır.
Ve tarih,
kanla yazılmış imzaları
hiçbir zaman ciddiye almaz.


