Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Neden İmralı’ya Gitmiyor?
Sürecin Gerçek Anatomisi
Maaruf Ataoğlu
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun İmralı’ya gitmeyeceğinin kesinleşmesi, aslında günlerdir sahnelenen politik bir tiyatronun final perdesidir. Komisyonun bu oturumunun son veya sondan bir önceki toplantı olduğunu bilen herkes, bu kararın çok önceden Cumhur İttifakı tarafından alındığını da biliyordu.
Peki bunca tartışmanın, gündem değiştirmenin, Ankara koridorlarında yaratılan suni tansiyonun anlamı neydi?
Bahçeli’nin “Yumuşatma” Çıkışı: Gerilimi Kesen ve Süreci Bitiren Hamle
Sayın Bahçeli’nin son çıkışı bir “tesadüf” değil, tamamen ortamı yumuşatma ve olabilecek gerilimi kontrollü biçimde düşürme hamlesidir.
Parlamento içinde sert bir karşılaşma yaşanmadan, kamuoyu daha fazla gerilmeden, komisyonun İmralı’ya gitmeyeceği bilgisinin “ön açıklaması” niteliğinde bir görev icra edilmiştir.
Bana göre bu açıklama siyaseten şunu gösteriyor:
Komisyon İmralı’ya gitmeyecek.
Ankara bu defteri kapatma yönünde kararlı.
Süreç fiilen sona eriyor ya da bitişe doğru hızla ilerliyor.
Hafta sonuna kadar yapılacak kulis açıklamalarıyla tablo tamamen netleşecektir. Ancak görünen o ki devlet tarafından bugüne kadar bu yüzden “çözüm” adına ortaya konulan hiçbir somut irade yoktur.
Ayrıca, Washington Mutabakatı: Ankara’nın Yeni Stratejik Rahatlığı
Ankara’nın son dönemdeki dış temaslarına dikkatle baktığımızda, özellikle Washington’da Trump–Colani görüşmesine Hakan Fidan’ın da katılması, Türkiye açısından denklemi değiştiren bir kırılma noktasıdır.
Bu görüşme sonrası:
Türkiye istediğini aldı,
Bölgesel pazarlıkların ağırlık merkezi değişti,
Ankara’nın “çözüm süreci” ihtiyacının azaldığı yönünde bir algı oluştu.
Sayın Bahçeli’nin Colani’ye yaptığı teşekkür açıklaması da bu nedenle sıradan bir diplomatik nezaket değil, aslında Türkiye’nin ABD ve Colani’den Rojava’da beklediğini aldığının mesajını içeren siyasi bir bağlayıcı cümledir.
Ankara aslında şunu söylüyor:
“Biz artık masayı başka yerlerde kuruyoruz. Dahili aktörlere ihtiyaç duymuyoruz.”
Bu cümle bile tek başına sürecin neden tıkandığını anlatmaya yeter.
Kürtlere Ne Kaldı?
Tüm bu gelişmelerin ardından geriye acı bir hakikat kalıyor:
Kürtler yine yaptıkları hatalar ve bir arada duruş gösterememenin sebebi nedeniyle devletler arası pazarlıkların siyasal artığına dönüştürüldü.
Kürt meselesinde bir kez daha:
Ne yol haritası var,
Ne muhatap iradesi,
Ne de demokratik çözümün asgari zemini.
Türkiye’nin bu yeni politik ekseninde çözüm süreci bir ihtiyaç olmaktan çıkmış görünüyor. Ve bu, ileride çok daha sert süreçlere kapı aralayabilecek riskli bir eşiktir.
Sonuç: Kürtlere Geçmiş Olsun
Evet, Kürtlere geçmiş olsun.
Çünkü devlet, çözümü yeniden erteleyerek sorunu derinleştirmeyi tercih etti.
Çünkü komisyonun İmralı’ya gitmemesi sadece bir ret değil, aynı zamanda “çözüm defteri kapandı”nın açık bir mesajıdır.
Türkiye’de barış, dayanışma ve kardeşlik adına yapılan bütün çağrılar yine devlet aklının duvarına çarparak geri döndü.
Haydi Kürtler, ayıklayın şimdi pirincin içindeki taşları.


