Milyonların Umudu
“Umut Hakkı” İçin mi Öldü?
Bugün bazı çevreler, Kürtlerin yarım asırlık mücadelesini tek bir hedefe indirger gibi konuşuyor: “Öcalan’a umut hakkı ve özel statü.”
Sanki elli yıl boyunca verilen bedeller, yakılan binlerce köyler, onbinlerce faili meçhul cinayetler, sürgünler, cezaevleri, kaybolan hayatlar yalnızca bir kişinin hukuki durumuna bağlanabilirmiş gibi sunuluyor …
Bu iddia yalnızca siyasi bir indirgeme değildir; aynı zamanda Kürt halkının tarihsel iradesine yapılmış en büyük bir haksızlık ve akıl tutulmasıdır.
Bu yüzden meseleye duygularla değil, elli yıllık kronolojik hafızayla bakmak gerekir.
1970’ler – Kimlik Arayışının Başlangıcı
1970’lerin Kürt gençliği silaha sarılırken gündemlerinde “umut hakkı” diye bir kavram yoktu.
O günkü kuşak yasaklı bir kimliğin var olma mücadelesini veriyordu.
Kürtçe yasaktı.
Kürt adı yasaktı.
Kürt tarihi yasaktı.
Kürdistan yasaktı.
Gençler dağa çıkarken bir kişinin özgürlüğü için değil, bir halkın Ulusal varlığının inşası için dağa çıktılar.
O yılların sloganı şuydu:
“Kürdistan - Kürt vardır. Ve hep var olacaktır.”
Bugün o mücadelenin öncüsü olan zat kendisini mücadelenin ruhundan arındırmak suretiyle kendisini bir “Terör” mahkûmunun hukuki statüsüne indirgeyerek, Kürt halkının ve o kuşağın hatırasına haksızlık yapmaktadır.
1980’ler – Kanlı On Yıl
1980 darbesi Kürt tarihinin en karanlık sayfalarından birini açtı.
Diyarbakır Cezaevi işkenceleri, köy boşaltmaları, yasaklar ve infazlar…
1984’te başlayan silahlı mücadele, bir kişinin kaderi için değil Kürtlerin inkâr politikasına karşı bir başkaldırı olarak ortaya çıktı.
Dağa çıkan gençlerin anneleri evlatlarını:
“Git oğlum, Kürdistanı kurtar, Kürt olarak yaşa” diye, adeta askere uğurlar gibi uğurladılar.
Kimse:
“Git, bir liderin ileride mücadeleye olan inancı kırılırsa onun statüsü için öl” demedi.
1990’lar – Halklaşan Mücadele
1990’lar Kürt meselesinin sadece dağın değil, halkın meselesi haline geldiği yıllardı.
Milyonlar göç etti.
Binlerce köy yakıldı.
On binlerce insan hayatını kaybetti.
Bu dönemde Kürtlerin talebi açıktı:
• Ülke
Kimlik
• Dil
• Siyasi temsil
• Yerelde yönetim hakkı
Hiçbir mitingde halk:
“Biz Öcalan’a özel statü istiyoruz” diye yürümedi.
Halkın talebi Kürdistani ve onurlu bir yaşam idi.
1999 – Kırılma Noktası
Öcalan’ın yakalanması Kürt tarihinde büyük bir kırılma yarattı.
Bu olaydan sonra mücadele söylemi yavaş yavaş değişmeye başladı.
Bir halkın özgürlük davası giderek:
“Liderin özgürlüğü” söylemine indirgenmeye başladı.
Bu dönüşüm sessiz oldu ama derinden kanaviçe işler gibi işlendi.
Kürt meselesi Kürdistan tarihinde ilk defa “Kürtler tarafından” bir halk meselesi olmaktan çıkıp bir lider meselesine doğru daraltıldı.
200 –2013 – Siyasallaşma ve Daralma
Bu dönemde Kürt siyaseti kurumsallaştı.
Partiler kuruldu.
Belediyeler kazanıldı.
Kürt dili görünür oldu.
Ama aynı zamanda yeni bir söylem doğdu:
“Ancak Lider özgür olursa bu mesele çözülür.”
Bu söylem söyleyenler için kolaydı.
Çünkü bir halkın haklarını savunmak oldukça zor iştir.
Bir kişinin özgürlüğünü savunmak ise çok daha basitti.
Çözüm Süreci – Büyük Yanılgı
Çözüm süreci Kürtlerin barış umuduydu.
Ama süreç ilerledikçe görüldü ki devletin yaklaşımı haklar üzerindee değil, kendisini kurtarmak isteyen bir liderin özgürlüğü üzerinden pazarlık masası kuruluydu.
Haklar konuşulmadı.
Anayasa konuşulmadı.
Statü konuşulmadı.
Konuşulan şey şuydu:
İmralı ve Statü.
Bu tablo Kürt halkının yüzyıllık mücadelesinin meselesinin ne kadar daraltıldığını bizlere gösterdi.
Bugün gelinen noktada bazıları açıkça şunu söylüyor:
“Kürt sorununun çözümü eşittir Öcalan’a umut hakkıdır.”
Bu söz, farkında olarak ya da olmayarak şunu iddia eder:
Elli yıllık mücadele = bir kişinin kişisel özgürlüğü ve hukuki statüsü.
Bu doğru değildir.
Kürt halkının Şeyh Ubeydullah’tan bu yana sürdürdüğü, tarihi varoluş meselesi tek bir başlığa sığmaz.
Esas Gerçek
Kürtler elli yıl boyunca:
• Dil için mücadele etti
• Kimlik için mücadele etti
• Onur için mücadele etti
• Eşitlik için mücadele etti
Bir halkın mücadelesi hiçbir zaman tek bir kişinin kaderine indirgenemez ve indirgenmemelidir. Bu konuda mücadele içerisindeki kardeşlerimizin sessizliği beni hayretler içerisinde bırakıyor.
Bir lider tarih içinde önemlidir.
Ama Kürdistan Halkı bütün liderden çok daha büyük ve ulvidir.
Son Söz
Elli yıllık mücadeleyi bir “umut hakkı” meselesine indirgemek, farkında olmadan şunu söylemektir:
Kürtlerin davası bir halk davası değil, bir şahıs davasıdır.
Oysa gerçek şudur:
Kürt meselesi bir insanın özgürlüğünden çok çok daha büyüktür.
Ve tarih sonunda şunu yazacaktır:
Bir halkın mücadelesi, hiçbir zaman bir kişinin kaderine sığmadı ve sığmayacaktır.


