Mollalar, Colani ve Ortadoğu’nun Kirli Satranç Tahtası
Dünya siyasetini yönetenler bazen insanın aklıyla alay edercesine bir tiyatro sahnesi kuruyorlar. Oyuncular değişiyor, sahne değişiyor ama senaryolar pek değişmiyor.
Şimdi insan sormadan edemiyor:
Madem ki Donald Trump, Abu Mohammad al-Jolani’yi kilise korosundan seçip getirmedin; o halde neden onu ve adamlarını götürüp İran’da savaştırmıyorsun?
Böylece iki meseleyi birden çözmüş olursun.
Neden on yıllarca binlerce evladını United States Central Command“CENTCOM” ile omuz omuza savaşarak ISIS’i kontrol altına alan Kürtleri, Güneybatı Kürdistan’da HTŞ’ye sattınız ?
Şimdi ise Mesud Barzani ve Bafel Talabani’den İran’a karadan Peşmerge gönderilmesini bizzat telefonla arayarak talep ediyorsun?
Yoksa Sizin Colani’ye sıktığınız parfümün etkisi bitti mi?
Bir yandan insanlık adına utanç verici kafa kesme görüntüleriyle hafızalara kazınan IŞİD zihniyetinin kalıntılarını savaşta tüketirsiniz; öte yandan da Washington’da “ılımlı muhalif” diye pazarlamaya çalıştığınız Colani’nin gerçek kapasitesi ortaya çıkarırsınız.
Çünkü mesele sadece savaş değil; mesele kimlerin kimler tarafından nasıl parlatıldığıdır.
Ortadoğu’da yıllardır tuhaf bir tiyatro oynanıyor. Dün “terörist” diye aradığınız bazı isimleri, bugün bir anda “saha aktörü”, “denge unsuru” ya da “müzakere edilebilir güç” olarak sahneye sürdünüz. Dün başına ödül konulan terörist, ertesi gün takım elbise giydirerek uluslararası diplomasi salonlarında karşıladınız.
Bu, ahlaki bir dönüşüm değil; jeopolitik makyajdı.
Colani’nin sakalını biraz kısaltması, ceket giymesi veya birkaç PR röportajı vermesi onun ideolojik bagajını ortadan kaldırmaz. Bir zihniyet, gardırop değiştirerek değişmez. Bu zihniyetin mollalardan hiçbir farkı yoktur.
İşte tam da bu yüzden insan ironik bir soruyla karşı karşıya kalıyor:
Eğer bu kadar güveniyorsanız,
eğer gerçekten “dönüştü” diyorsanız,
eğer bu yapıları bölgenin geleceğinde bir aktör olarak görüyorsanız; neden onları en sert cepheye sürmüyorsunuz?
Çünkü gerçekte herkes biliyor ki bu yapıların çoğu kontrollü araçlardır. Kullanışlı oldukları sürece tutulur; yük oldukları anda ise bir gecede “radikal örgüt” ilan edilip çöpe atılırlar.
Ortadoğu’nun trajedisi de tam burada başlıyor.
Bu coğrafyada başta Kürtler olmak üzere diğer halklar kendi kaderlerini tayin edemiyor; ama birilerinin ürettiği milisler, vekil güçler ve “saha mühendisliği projeleri” fundamentalist İslamcılık üzerinden ulus-devletler inşa edebiliyor.
Sonuçta kaybeden hep aynı kesimler oluyor:
Ne Washington kazanıyor,
ne Tahran,
ne Moskova.
Kaybeden;
sınırları cetvelle çizilmiş bu coğrafyada yıllardır başkalarının stratejik deney laboratuvarına çevrilmiş Kürt halkı oluyor.
Bu yüzden mesele mollalar veya Colani değildir.
Mesele, bir zihniyetin Ortadoğu’yu hâlâ bir satranç tahtası olarak görmesi ve Kürt halkının özgürlük mücadelesini yok saymasıdır.


