Mühür Kimde, İrade Kimde? Kürt Siyasetinde Kritik Kırılma
Tuncer Bakırhan’ın TBMM resepsiyonunda yaptığı konuşmasında “mühür sizde, Süleyman da sizsiniz” ifadesiyle barışın Recep Tayyip Erdoğan’ın iki dudağı arasında olduğunu ima eden değerlendirmesi, yüzeyde pragmatik bir siyaset dili gibi görünse de, derinlikte ciddi bir zihinsel kırılmaya işaret etmektedir.
Öncelikle şunu açıkça ifade etmek gerekir:
Barış, bir kişinin iradesine indirgenecek kadar dar bir mesele değildir. Barış; toplumsal mutabakatın, kurumsal aklın ve tarihsel sorumluluğun birleştiği bir zeminde anlam kazanır. Eğer bir süreç, tek bir iradenin tasarrufuna bırakılıyorsa, orada barış değil; olsa olsa kontrollü bir “sükûnet yönetimi” veya teslimiyet söz konusudur.
Bu söylem, siyasetin doğasında var olan denge ve denetim mekanizmalarını da zayıflatmaktadır. Çünkü “mühür sizde” demek; dolaylı olarak “sorumluluk da sizde, biz ise edilgen bir pozisyondayız” anlamına gelir. Oysa tarih bize defalarca göstermiştir ki, edilgen aktörlerin olduğu bir denklemde devletler kalıcı çözümler değil, geçici düzenlemeler ortaya koyar.
Diğer yandan bu yaklaşım, Kürt siyasetinin uzun yıllara dayanan mücadele ve müzakere birikimini de gölgelemektedir. Bir halkın kaderini, tek bir siyasi merkezin inisiyatifine havale etmek; o halkın özne olma iddiasını zayıflatır ve yok eder. Siyaset, talepkâr ve kurucu bir dil gerektirir; teslimiyet ima eden metaforlarla Türkiye’ye ve Kuzey Kürdistana barış gelmez.
Elbette ki devlet aklının ve yürütmenin süreçte belirleyici bir olü vardır. Bunu inkâr etmek gerçekçi olmaz. Ancak belirleyicilik ile mutlaklık arasında ince ama hayati bir fark vardır. Bu fark ortadan kalktığında, siyaset yerini beklentiye, strateji yerini temenniye bırakır.
Sonuç olarak;
Sayın Bakırhan’ın bu çıkışı, iyi niyetli bir çağrı olarak okunabilir. Ancak kullanılan dil ve kurulan metafor, barışın toplumsal ve siyasal çoğulculuk zemininden uzaklaştırılarak tek merkezli bir iradeye indirgenmesi riskini barındırmaktadır.
Barış, bir liderin iki dudağı arasında değil;
halkların ortak vicdanında, eşitler arası bir müzakere zemininde ve güçlü bir siyasal iradenin çoğulcu akılla buluştuğu yerde hayat bulur.
Aksi takdirde, kurulan her cümle barışı büyütmek yerine, onu daha da kırılgan hâle getirir.


