Münih’te Sorulmayan Soru: Kürtler Kimin Değerleri İçin Savaşıyor?
Münih’te dile getirilen “değerler uğruna savaş” söylemi, alkış aldı. Ama asıl soru salonda değil, cephede yankılanıyor:
Kürtler niçin ve kimin değerleri için savaşıyor?
Bu soruyu sormak, bir halkın fedakârlığını küçümsemek değildir. Aksine, o fedakârlığın tarih önünde heba edilmemesi için zorunlu bir muhasebedir.
Güvenlik Ortaklığı mı, Stratejik Bağımlılık mı?
Mazlum Abdi liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG), (YPG- YPJ) IŞİD’e karşı mücadelede Batı’nın en etkili kara gücü oldu. Bu, askeri açıdan rasyonel bir ittifaktı. Ancak askeri zorunluluk ile siyasal vizyon arasındaki çizgi bulanıklaştığında, ortaklık bozuldu ve bağımlılığa dönüştü.
Bugün SDG’nin askeri varlığı büyük ölçüde ABD’nin bölgedeki stratejik tercihleriyle ilişkilidir. Ne için savaştığını, ne istediğini bilen İŞİD Emiri El Nusra - HTŞ nin kurucusu, başına ödül koydukları bir terörist ile yol yürüme tercih edildi.
Peki Kürtlerin bu ortaklıktaki öncelikleri, Ulusal statüleri mi yoksa ucube ideolojik söylemler ve talepler mi olmalıydı?
ABD’nin öncelikle Kürtlerin Ulusal statüsünü tanımasını ve paralelinde bölgesel dengelerin korunmasını istemeliydik. Washington’un dili “değerler” olabilir; ama pratiği çoğu zaman jeopolitiğin onlara kazandıracağı soğuk matematik hesaplardır.
Bir halkın geleceği, Ulusal çizgiden kopar ve başka bir gücün taktik ihtiyacına göre şekillenirse, o gelecek kırılgandır.
Değer Söylemi ile Statü Gerçeği Arasındaki Uçurum
Rojava yönetimi, “demokratik konfederalizm”, “kadın özgürlüğü, ” ve “çoğulcu model” gibi kavramlarla uluslararası kamuoyunda oldukça meşruiyet kazandı. Bu kavramlar önemli ve kıymetlidir. Ancak temel soru şudur:
Bu modelin, Uluslararası hukuk normuna dönüştürülmemesi, yerel parlamentonun oluşturulmaması, diğer muhalif gurupların ülkeden sürülmesi veya tutuklanması bir siyasal statü elde edilememesinin temel unsurları oluşturmuştur.
Suriye devlet yapısı içinde fiili olarak elde edilmiş bir toprak parçası ve Kandile bağlı olarak sürdürülen bir yönetilemeyen siyasi öngörüsüzlük olmuştur.
Eğer kazanımlar uluslararası hukuk normuna ve ulusal bir güvenceye bağlanamıyorsa, değerlerin söylemi ne kadar sürdürülebilir?
Kürt Kimliği mi, İdeolojik Çerçeve mi?
Rojava projesi, etnik ulusal bir statü talebinden ziyade ideolojik bir çerçeve üzerine inşa edildi. Bu tercih örgüt tarafından bilinçli bir şekilde dayatıldı. Ancak bu yanlış tercih bu günkü riski beraberinde getirdi :
Kürtlerin tarihsel ulusal varlık meselesi, uzun bir zamana yayılarak, Kürt kültürüne uymayan “Ekolojik-Jinekolojik, komun yaşam ideolojik formülü içerisinde tamamen eriyebilir?
Kürt halkı savaşıyorsa, bu savaşın nihai bir hedefi olmalıdır.
Bir ideolojinin uygulanması mı, yoksa Kürtlerin kolektif Ulusal coğrafi ve siyasal güvenliği mi?
Bu ayrım yapılmazsa, fedakârlık ile kazanım arasında hiç bir zaman denge kurulamaz.
Bölgesel Gerçeklik: Çok Cepheli Baskı
Rojava aynı anda:
• Şam yönetimiyle,
• Türkiye ile,
• İran etkisiyle,
• Arap aşiret dengeleriyle
karmaşık bir denklemin içine sokuldu.
Bu kadar çok aktörlü bir sahada, yalnızca “değerler” üzerinden de siyaset yürütmek kimi zaman yeterli değildir. Diplomasi, anayasal pazarlık ve bölgesel ittifak çeşitliliği de gereklidir. Aksi takdirde askeri başarı, siyasi yalnızlığa da dönüşebilir.
Asıl Soru: Bedel Kimin, Karar Kimin?
Kürt gençleri cephede.
Karar mekanizmaları ise, öncelikleri ise “Ulusal talepleri içermeyen” çoğu zaman uluslararası pazarlık masalarında.
Bu çelişki giderilmeden “değerler için savaş” söylemi eksik kalır.
Kürtler bir başkasının medeniyet anlatısının bir parçası olmak için mi savaşıyor, yoksa kendi siyasal varlıklarını garanti altına almak için mi?
Eğer cevap ikinciyse, o zaman strateji de buna göre şekillenmelidir:
• Uluslararası destek araçtır, amaç değil.
• Askeri güç siyasal statüye dönüştürülmelidir.
• İdeoloji, halkın somut güvenliğiyle dengelenmelidir.
Sonuç
Bu yazı ne bir karalama ne de bir inkârdır.
Bu halkımıza, Liderlerimize bir hatırlatmadır:
Bir halk savaşıyorsa, önce kendi geleceğinin adını koymalıdır.
Münih’te konuşulan “değerler” ile Rojava’da dökülen kan arasındaki mesafe kapanmadıkça, soru ortada kalacaktır:
Kürtler gerçekten kimin değerleri için savaşıyor?


