Öğütülen Bir Halkın Sosyolojik Hakikati Üzerine
Kürt Meselesi:
Sayın Alişer Delek’in yaptığı gözlem, yüzeysel bir politik değerlendirme değil; yarım asrı aşan bir sosyolojik tahribatın teşhisidir.
Bu nedenle kıymetlidir.
Çünkü bu tespit, Kürt meselesini sloganlardan, kamplaşmalardan ve ezber ideolojik pozisyonlardan çıkarıp hakikat zeminine davet etmektedir.
Kürt sorunu nedir sorusunun cevabı, artık ne “terör” klişesinde ne de “devrim romantizmi”nde aranabilir.
Kürt sorunu tam olarak şudur:
Bir halkın, iki karşıt ama aynı akıldan beslenen güç arasında yıllarca öğütülmesinin çıkmazıdır.
Görünürde düşman olan bu iki yapı, gerçekte birbirini var eden, besleyen ve meşrulaştıran iki dişlidir. Ve bu dişlilerin arasında öğütülen şey, Kürt halkının iradesi, aklı ve onurudur.
Devlet Aklının İkili Kıskaç Mantığı: Ya Bizdensin Ya Düşman
Türkiye’de egemen devlet aklı, Kürtleri yarım asırdır iki kategoriye hapsetmiştir:
Ya “makbul Kürt” yani devlet çizgisinde duran, devletle işbirliği yapan yada devletin yaptıklarına sessiz kalarak da olsa onaylayan ya da “tehlikeli Kürt” yani PKK’lı veya potansiyel PKK’lı gösterilmek istenen.
Bu zihniyet, Kürt toplumunun doğal çoğulluğunu, sınıfsal farklılıklarını, kültürel çeşitliliğini ve siyasal renklerini sistematik biçimde oluşturduğu bu algı çerçevesinde hep inkâr etmiştir.
Uzayda dahi talep edilebilecek en temel sosyal hakları dile getiren bir Kürt, bu ülkede yıllarca “terörle iltisaklı” ilan edildi.
Cadı avı bitmedi; yalnızca şekil değiştirdi.
Bugün gelinen noktada, konuşan Kürtse, mesele Kürtse; refleks hâlâ aynıdır:
Yaftala, kriminalize et ve sustur.
Son dönemde türetilen “Kripto Kürtçü” söylemi de bunun yeni versiyonudur.
Bu, hak arayan Kürtleri AKP içinde de itibarsızlaştırmanın keşfedilmiş modern adıdır.
PKK Zihniyeti:
Devlet Aklının Tersinden Kopyası
Burada samimi olmak gerekir.
Bu başlıktaki sorun yalnızca devlet aklı kaynaklı bir sorun değildir.
PKK de aynı zihniyetle hareket etmektedir.
Devletin “bizden değilsen düşmansın” anlayışının tersinden kopyası, örgütün pratiğinde aynen mevcuttur.
Bir Kürt eğer PKK’lı veya sempatizanı değilse,
ya “işbirlikçi”,
ya “ajan”,
ya da en hafif tabirle “düşkün” veya “düşürülmüş” olarak nitelendirilmektedir.
Bu anlayış, Kürt halkının kendi içinden özgür, sivil ve çoğulcu bir siyaset üretmesini engellemek amacıyla sistematik bir biçimde boğmuştur.
PKK, sadece silahıyla değil;
tekçi diliyle, yaptırımcı zihniyetiyle, baskın karekteri ve vesayetçi yaklaşımıyla Kürt toplumunun siyasal ufkunu köreltmiştir.
Bu nedenle PKK bu egemen zihniyetinin değişmesi hem Kürt halkının demokratik legal platforma hızla dönmesini sağlayacak hemde PKK ‘yi kriminal bir siyasi hareket olarak tanımlanmasından kurtulmuş olacaktır. PKK ‘nin bu söylemden düşmesi bir “devlet talebinden” ziyade;
Kürt toplumunun tarihsel bir dönüşüm ihtiyacıdır aynı zamanda.
İki Dişli Arasında Yarım Asırdır Öğütülen Halk:
Statükonun Gerçek Kazananları
Görünürde bu iki yapı düşmandır.
Gerçekte ise birbirini besleyen iki statüko mekanizmasıdır.
PKK var oldukça devlet sertleşmiş,
devlet sertleştikçe PKK Kürt halkından meşruiyet devşirmiştir.
Bu döngüde kaybeden hep Kürt halkı olmuştur.
PKK’liliği yalnızca sempatizanlar değil, buradan statükolarını korumak isteyen kimi siyasal aktörler ve yanlış yöneticiler ve kişilerde zaman zaman kullanmış ve kullanmaktadır.
Son dönemde Kürt meselesinde statükoyu bozan söylemler geliştiren bazı isimlerin AKPARTİ sistemİ içerisinden çıkması da tesadüf değildir.
Bu bağlamda Mehmet Metiner, Orhan Miroğlu ve Hüseyin Çelik gibi figürlerin ortak noktası;
meseleyi ilk kez klişelerin ve mevcut partilerin dışına taşıma cesareti göstermeleri takdir edilmelidir.
Bu çabalar eksik olabilir, eleştirilebilir;
ama yok sayılmaları, yaftalanmaları ve linç edilmeleri tam da bu hastalıklı döngünün sürmesinin ürünüdür.
Sonuç Olarak;
Bu nedenle Sayın Alişer Delek’in tespitini yalnızca yerinde değil, aynı zamanda hayati buluyorum.
Kürt sorunu nedir?
İşte budur.
PKK kendisini dönüştürmelidir.
İşte bu yukarıdaki sebeplerden dolayı kendisini dönüştürmezse süreç içerisinde tükenir.
Çünkü Kürt halkı, artık ne devletin güvenlikçi parantezinde
ne de örgütün vesayetçi, baskın karekterinin gölgesinde yaşamak istemektedir.
Kürt halkı;
özne olmak,
kendi adına konuşmak,
kendi kaderini çoğulcu, sivil, demokratik çoğulculuğu esas alarak onurlu biçimde tayin etmek istemektedir.
Gerçek barış, işte tam da burada başlar.

