OLMADI “SELO CAN”, İŞTE BU HİÇ OLMADI…
KÜRD HALKINI BEKLENTİLERLE OYALAMAYA DEVAM ETMEYİN
Sayın Selahattin Demirtaş,
On yıldır cezaevinde olmanızın yarattığı mağduriyeti ve demokratik siyasetin önündeki engelleri elbette görmezden gelemeyiz. Fikirlerinden dolayı insanların özgürlüğünden mahrum bırakılması, hangi görüşten olursa olsun, tabii ki savunulamaz.
Ancak mağdur olmak, söylenen her sözün doğru olduğu anlamına da gelmez.
Bu nedenle açık konuşmak gerekir:
Yazınızın en dikkat çekici yanı, Kürd halkının yüz yıldır yaşadığı temel meselenin özünü yine tali başlıkların arkasına itmenizdir.
Bir milletin meselesi yalnızca birkaç kültürel düzenleme, birkaç yasal reform ve TBMM kapısında üzerinde Kürdçe yazı olan bir çantayı içeri alacak sembolik jestler değildir.
Bir milletin meselesi, her şeyden önce kendi varlığının, iradesinin ve siyasal statüsünün tanınması meselesidir.
Yazınız boyunca defalarca “ortak yaşam”, “kardeşlik”, “uzlaşma” ve “yeni siyaset zemini” diyorsunuz.
Peki ama hangi ortaklık?
Hangi eşitlik?
Hangi kardeşlik?
Bir milletin kendi varlığı anayasal güvence altında değilse, kendi kimliği üzerinde söz hakkı yoksa, kendi geleceğini belirleme hakkı tanınmıyorsa, o milletten sürekli “ortak yaşam” adına fedakârlık istemek, siyasetin değil romantizmin dilidir, Selo Can.
Kürd halkı son elli yılda çok ağır bedeller ödedi.
Yüz binlerce insanını kaybetti.
Milyonlarca insanı göç etmek zorunda kaldı.
Binlerce köy boşaltıldı.
Ekonomik, sosyal ve kültürel olarak büyük yıkımlar yaşandı.
Bütün bunlardan sonra Kürd halkına yeniden;
“Biraz daha sabredin, biraz daha bekleyin, biraz daha güvenin…”
demek, artık inandırıcılığını kaybetmiştir.
Yazınızda Sayın Devlet Bahçeli’nin bir Kürt gazetecinin elinden tutarak Meclis’e götürebileceğini hayal ediyorsunuz.
Siyaset, temenniler ve iyi niyet senaryoları üzerine kurulmaz. Siyaset; güç ilişkileri, hukuk ve kurumsal güvenceler üzerine kurulur.
Bir milletin kaderi, herhangi bir siyasetçinin iyi niyetine bırakılamaz. Bırakın Devlet Bahçeli’yi, bu sen bile olsan…
Bugün var olan iyi niyet, yarın ortadan kalkabilir.
Hak dediğimiz şey, kişilerin vicdanına bırakılan bir lütuf değil; hukukla güvence altına alınmış kolektif kazanımdır.
Kürd halkının meselesi de tam olarak budur.
Daha da önemlisi, yazınızın tamamında “Türkiye kazandı”, “Türkiye güçlendi”, “Türkiye bölgesel değişimden yararlandı” tespitleri çok geniş yer buluyor.
Peki, Kürd milleti ne kazandı?
Bu sorunun cevabı yok.
Kürd milletinin hangi ulusal hakkı anayasal güvence altına alındı?
Hangi kolektif hakkı tanındı?
Hangi statüsü kabul edildi?
Hangi tarihsel talebi karşılandı?
Bu soruların hiçbirine somut cevap veremiyorsunuz.
Bunun yerine yine umut, yine beklenti, yine geleceğe ertelenmiş vaatler…
Bir milletin geleceği, siyasilerin güncel çıkarları üzerine sürekli ertelenemez.
Bir başka çelişki de şudur:
Bir yandan sürecin somut adımlar gerektirdiğini söylüyorsunuz; öte yandan bu adımların ne olduğuna ilişkin açık da olsa, küçük de olsa bir siyasal çerçeve ortaya koymuyorsunuz.
Ana dilde eğitim mi?
Anayasal vatandaşlık mı?
Yerel özerklik mi?
İçsel self-determinasyon mu?
Federal bir çözüm mü?
Kürd milletinin kolektif haklarının tanınması mı?
Hiçbiri açıkça ifade edilmiyor.
Belirsizlik üzerine siyaset kurulamaz, Sayın Demirtaş.
Kürd milleti gibi Türk halkı da neyin talep edildiğini ve neyin müzakere edildiğini bilmek ister.
Kürd halkının artık duygusal söylemlere değil, açık ve dürüst bir siyasete ihtiyacı vardır.
Gerçekler acı olabilir ama söylenmelidir.
Yüz yıldır çözülmeyen bir meselenin çözümü, yalnızca “kardeşlik” söylemiyle mümkün değildir.
Kardeşlik, eşitlik üzerine kurulur.
Eşitlik ise Kürd milletinin tanınmasıyla mümkündür.
Hakların tanınmadığı yerde kardeşlik söylemi, çoğu zaman statükonun daha yumuşak bir dilde yeniden üretilmesinden ibaret kalır.
Sevgili “Selo Can”,
Kürd milleti artık vaat değil, hak istiyor.
Temenni değil, güvence istiyor.
İyi niyet değil, hukuk istiyor.
Lütuf değil, eşitlik istiyor.
Ve en önemlisi, kendi geleceği konusunda artık başkalarının ne vereceğini değil, kendisinin neyi hak ettiğini konuşmak istiyor.
Bu nedenle bir kez daha söylemek gerekiyor:
Kürd milletini beklentilerle, temennilerle ve belirsiz süreçlerle oyalamaya devam etmeyin.
Çünkü bir milletin yorgunluğu kadar, hafızası da vardır.
Sevgilerimle.
Bu yazı, Sayın Selahattin Demirtaş’ın Barış Araştırmaları Derneği tarafından kurulan “Qaq-Barış Meydanı” internet sitesinde yayımlanan barış sürecine ilişkin değerlendirmelerine cevap olarak kaleme alınmıştır.


