EŞREFİYE VE MAŞUKİYE’DE OLDUĞU GİBİ:
ÇATIŞTIR, TESLİM ET!
Haseke’de yaşananları “provokasyon” diye açıklayanlara katılmıyorum.
Benim değerlendirmeme göre burada tartışılması gereken, anlık bir kışkırtmadan ziyade, çatışmayı bir teslimiyet aracına dönüştürmeyi amaçlayan planlı bir stratejidir.
“Provokasyon” dediğinizde, meseleyi birkaç kişinin girişimine veya kontrol dışına çıkan bir olaya indirgeme tehlikesiyle karşı karşıya kalırsınız. Oysa asıl sorulması gereken şudur: Bu çatışma kimin siyasi hesabına hizmet ediyor? Halkın ödediği bedel üzerinden kim, hangi sonucu elde etmek istiyor?
Ben Haseke’ye, Eşrefiye ve Maşukiye’de yaşananlara ilişkin değerlendirmemden bağımsız bakmıyorum. Burada aynı mantığın işletildiğini düşünüyorum: Çatıştır, halkı korku ve belirsizlik içerisinde bırak, direncini aşındır; ardından teslimiyeti, daha fazla kan dökülmesini önlemenin tek yolu olarak sun.
Önce çatışmanın koşulları oluşsun, sonra insanlar canlarını korumakla haklarını korumak arasında seçime zorlansın. En sonunda da dayatılan geri çekilmenin adına “uzlaşma”, teslimiyetin adına “çözüm” densin. Benim itirazım tam da bu siyasi mantığadır.
HTŞ’nin, Türkiye’nin ve bu süreçte ortak hareket ettiğini düşündüğüm diğer aktörlerin rolünün bu çerçevede sorgulanması gerektiğine inanıyorum. Bunun bilinçli bir plan olduğu yönündeki kanaatim açıktır. Elbette bu kanaatin somut delillerle tartışılması gerekir. Ancak “provokasyon” kelimesiyle yetinmek, plan ihtimalini ve siyasi sorumlulukları sorgulamaktan vazgeçmek anlamına gelmemelidir.
Aynı şekilde, Kürd halkı adına siyaset yürütenlerin entegrasyon adı altında geliştirdikleri süreçte; açıkça cevaplaması gereken sorular var.
Böyle bir stratejiye karşı halkı koruyacak siyasi hazırlığınız nedir?
Çatışmanın bedelini ödeyen insanlara ne söylüyorsunuz?
Hangi hakları, hangi güvencelerle koruyorsunuz?
Halkın fedakârlığı, sonradan alınacak kararların sınırsız sermayesi değildir. İnsanlar bedel öderken büyük sözler söyleyip, sonuç aşamasında onları belirsizliğe mahkûm etmeyi kabul etmiyorum. Halk adına karar alanlar, o kararların hesabını da halka vermek zorundadır.
Benim için ölçü açıktır: Bir sürecin sonunda Kürd halkının güvenliği, iradesi ve hakları güçleniyor mu; yoksa halk, çatışmayla yıpratılarak kendisine dayatılan koşulları kabul etmeye mi zorlanıyor?
Bu nedenle Haseke’de yaşananları yalnızca “provokasyon” olarak görmüyorum. Benim gördüğüm ve itiraz ettiğim strateji şudur:
Çatıştır, yıprat, teslim et!
Kürd halkının geleceğini savunmak, bu ihtimali açıkça tartışmayı ve sorumluluk taşıyan herkesten hesap sormayı gerektirir.
Maaruf Ataoğlu
08 Ekim 2026


