Rojava İçin Şam’a Yürü!
SDG’nin Stratejik Körlüğü Bitsin: Rojava’yı Savunmak İçin Şam’a Yürü Şam’a…
Maaruf Ataoğlu
Suriye’deki gelişmeler siyasal analiz değil artık harekât matematiği talep ediyor.
Savaş kapınızda değil; kapınızdan içeri girmiş durumda.
Türkiye’nin Genelkurmay Başkanı’nın Şam ziyareti İmralı’ya diplomatik bir jest değil, “Kürtlere karşı müşterek operasyon planlaması”dır.
Ziyaretin adı konmamış ama sonucu Kürtlere topyekûn imha ve katliamdır. Şara’nın yanında Saddam ve Erdoğan resimleri!
“Kürtleri nasıl teslim alırız?”
Bu görüşmelerin maksadı, SDG’yi defansif alanda bırakmak, Kürtleri psikolojik ve askerî çember içine almaktır.
Kürtlerin bu oyunda yalnız bırakılması hedefleniyor.
Ama Kürtler Öcalan istedi diye yalnız kalmaz; Kürtler yalnız bırakılırsa yalnızlığı örgütler.
Türkiye’nin Amacı: Askeri Çember, Politik Çökertme
Türkiye açık bir strateji izliyor:
• Kürtlerin alanını daraltmak,
• SDG’yi Rojava’ya mahkûm etmek,
• İslamcı Arap çetelerini Kürt alanlarına yerleştirmek,
• Ve en trajik hedef: Kürt kadın iradesini çürümüş selefi İslamcı zihniyete teslim etmek. Tıpkı Şengal’de Ezidi kadınlara yaptıkları gibi.
Bu “çete aklı” 2014’te IŞİD üzerinden denendi;
şimdi Türk derin devleti Erdoğan üzerinden devlet protokolü haline getiriyor.
Cumhuriyet gazetesi “ordu ilerliyor” diye sevinç naraları atıyor;
Murat Yetkin “operasyon geliyor” diyor;
Bahçeli “Ben saf Bozkurtum” diye bağırıyor;
Mehmet Uçum “Kürt susmazsa süreç biter” diyor.
Kürt zaten sustuğu için ödenen bedeli ödedi.
Artık kimse onurunu teslim ederek değil, onurunu savunarak yaşamak istiyor.
Askerî Korku Öcalan’da Tedirginlik Yaratabilir Ama Kürtlere Artık Korku İşlemiyor: Kürtler Korkmaz
Menbic ve Halep yönünden paylaşılan konvoy görüntüleri bir “psikolojik harp unsurudur”.
Ama bu millet korkunun acısını yaşayarak korkunun ötesine çoktan geçti.
Çünkü:
• Şeyh Said’de, Dersim’de ölümün kokusunu tanıdı,
• Zilan’da tarihin karanlığını gördü,
• Koçgiri’nin matemini taşıdı,
• Diyarbakır zindanında ruhun sınırlarını dışkı yedirilerek öğrendi,
• Roboskî’de çocukların bedeninden devletin acımasız ve soğuk yüzünü gördü.
Bu halk korkuyu aşmış bir halktır.
Teslim olmak ölüm; direnmek Kürtler için yaşama biçimidir.
SDG’nin Stratejik Tercihi: Defans Değil Atak Olmalıdır
SDG bugün “Boyun eğmeyeceğiz” diyor.
Bu doğru ama eksiktir.
Çünkü:
Kürt savunma alanında kaldığı sürece inisiyatif Türkiye’nin ve ona bağlı çetelerin eline geçer.
Strateji basittir:
Rojava’yı savunmak için Şam’a yürümek gerekir. Şam’ı almak gerekir.
Şam sadece iktidar merkezi değil;
Şam, Selahaddin’in yurdu; Kürt hafızasının tarihsel jeopolitiğidir.
Şam’a yürüyen Kürt, Rojava’yı korur;
Şam’a yürüyen SDG, savaşı “Kürt alanı” olmaktan çıkarıp “Suriye’nin özgürlük mücadelesi” haline getirir.
Bu savaş artık:
• Kürtlerin değil,
• Suriye’nin demokratik geleceğinin savaşıdır.
Savaşın Boyutu: Bölgesel Çatışmadan Orta Doğu Dengelerine
Türkiye’nin savaş taktiği;
Şam’la ortak operasyon + çete unsurları + drone psikolojisi.
Bu tablo yalnızca Kürtleri değil:
• Dürzileri,
• Alevileri,
• Seküler Arapları da hedef haline getirir.
Savaş iç savaş değil;
rejim-çete koalisyonu ile adalet isteyen halkların savaşıdır.
Türkiye’nin bu savaşa tam katılımı sınırın dibindeki İsrail’e tehdit teşkil eder.
Katz ve Netanyahu buna seyirci kalmaz.
Bu çatışma aynı zamanda bölgesel bir savaşa dönüşebilir.
Etnik Temizlik Riski Kürdün Direniş Hakkını Dört Parçada Yüceltir
Türkiye’nin çetelerle birlikte saldırısı etnik temizlik atmosferi yaratır.
Bu durumda diğer parçalardan Kürtlerin gelmesi milletin meşru refleksidir.
Kuzey Kürdistan Rojava’ya akın eder. Etmelidir de.
Kimse Kürde “ölümü kabul et” diyemez.
Bu halk asimilasyonu da yaşadı, talanı da yaşadı;
bir halkı bu kadar sıkıştırırsan direniş ölümüne olur.
Son Söz: Şam Yolu Açılmazsa Süreç Kapanır
Ben ne iyimserim ne kötümser.
Ben fotoğrafı yazıyorum.
Türk Genelkurmay Başkanı Şam’a gidip Kürt katilleriyle pazarlık masasına oturursa;
drone’lar Kürt köyleri üzerinde dolaşırsa;
çeteler Kürt alanlarına korku salarsa;
bundan başka bir çözümü nasıl yazayım?
Türkiye bu süreci bitirirse bu onun son denemeleri olur.
Çünkü Kürt bu kaosun içinden dağılmış değil, yeniden birleşmiş bir devletleşme bilinciyle çıkar.
Ve unutulmasın:
Bir başka süreç olmayacak.
Bu halk yarım kalmış tarihini yazacak ve artık yarım bırakmayacak.


