Rojava’da “Kazanım” Söylemi ve Büyük Tasfiye
Bir Otonomiden Entegrasyona, Bir Halktan İdari Bir Detaya
Rojava meselesi, Kürt siyasal tarihinin en kritik eşiklerinden birinde durmaktadır. On iki yılı aşkın bir süredir “devrim”, “özyönetim” ve “halkların demokratik birlikteliği” gibi kavramlarla meşrulaştırılarak pazarlanan yapı, bugün gelinen noktada devletsizliğin kalıcılaştırıldığı, silahlı ve siyasal iradenin ise parça parça tasfiye edildiği bir göçmen entegrasyon modeline evrilmiştir.
Ortaya çıkan tabloyu sağlıklı değerlendirebilmek için, önce “kazanım” adı altında sunulan unsurlara, ardından gerçekte neyin kaybedildiğine bakmak gerekir.
I. Rojava’da “Kazanım” Olarak Sunulanlar
1. Silahlı Gücün Devlete Entegrasyonu Dağıtılarak, Eritilmesi
Kuzeybatı Kürdistan’da Kürt silahlı yapılarının, tüm ağır ve stratejik silahlarını devlete HTŞ ‘ye teslim ederek 3 taburdan oluşan tek bir tugay şeklinde merkezi orduya entegre edilmesi, (yani eritilmesi) askeri bir kazanım değil; askeri öznenin tasfiyesidir.
Bu durum:
• Kürtlerin öz savunma refleksini ortadan kaldırmış,
• Silahlı gücü siyasal iradeden koparmış,
• Kürtleri, güvenliğini başkasının insafına bırakmış bir topluluğa indirgemiştir.
Bu, klasik sömürgeci devletlerin uyguladığı “silahsızlandır – entegre et – (eriterek) etkisizleştir” modelinin güncel bir versiyonudur.
2. Halep’te Bir Taburun Başka Yapıların Emir Komutasına Verilmesi
Halep’te bir taburun emir-komutasının Kürt iradesi dışında şimdilik HTŞ kim bilir belkide ilerde EL KAİDE veya İŞİD gibi bir yapıya bırakılması, askeri değil; siyasal bir aşağılanmadır. Bu durum Kürt güçlerini:
• Kendi coğrafyasında maaşı karşılığında kullanılan paralı askerler,
• Kendi kaderine karşı dahi kullanabilir tali aktör,
• Kendi mücadelesinde karşı araç konumuna düşürmüştür.
Bu, bir devrim değil; paralı askerlik ve taşeronlaşmadır.
3. Ana Dilde Eğitimin Seçmeli ve Sınırlı Hale Getirilmesi
Kürt çocuklarına ana dilde eğitimin haftada iki saatlik seçmeli ders olarak sunulması, yüz yıllık inkârın makyajlanmış son perdesinin halidir.
Bu uygulama:
• Anadili bir hak olmaktan çıkarıp bir lütuf haline getirir.
• Kültürel varlığı sistemin kenar süsü yapar.
• Asimilasyonu yumuşak bir biçimde sürdürerek Kuzey Kürdistan gibi zamana yayarak asimile etmek.
Ana dil, bir halk için seçmeli ders değil; varoluşun hikayesi ve ta kendisidir.
4. Kimlik Verilmesi
Yüzyıldır Suriye’de yaşayan, fakat kimliği tanınmayan Kürtlere kimlik verilmesi, ilk bakışta olumlu gibi sunulsa da gerçekte şunu ifade eder:
“Seni tanıyorum, ama yalnızca bana tabi olduğun sürece.”
Kimlik verilmiştir; fakat statü verilmemiştir.
Vatandaşlık tanınmıştır; fakat siyasal özne olma hakkı tanınmamıştır.
II. Asıl Kayıp: Bir Halkın Devlet Aklı ve Gelecek Tasavvuru
“Kazanımlar” Bu Kadar Sınırlıyken, Kayıplar Yalnızca Kurumsal Değil; Tarihsel ve Ontolojiktir.
1. Toprakları ve Sınırları Belirli Demokratik Federal KÜRDİSTAN
En büyük kayıp, sınırları tanımlanmış, hukuki ve siyasal statüsü olan bir Kürdistan fikrinin rafa kaldırılmasıdır. Toprak olmadan egemenlik, egemenlik olmadan özgürlük olmaz.
2. Halkın Seçtiği Siyasal İrade
Başbakanı, parlamentosu ve bakanlar kurulu olan bir yapı yerine; atanmış, geçici ve merkezi otoriteye bağlı idari mekanizmalar tercih edilmiştir. Bu, halk iradesinin değil; vesayetin entegrasyonudur.
3. Öz Savunma Gücü
DAİŞ’e karşı bedel ödeyerek kazanılmış olan YPG–YPJ pratiğinin dağıtılması, Kürtleri yeniden korunmaya muhtaç bir topluluk konumuna itmiştir. Silahını teslim eden bir halk, tarih boyunca güvenliğini de teslim etmiştir.
4. İç Güvenlik, Eğitim, Maliye, Dış İlişkiler
Bir Devletin Varlığını Tanımlayan:
• Polis gücü
• Milli savunma
• Eğitim sistemi
• Maliye
• Sağlık
• Tarım
• Kültür
• Dış temsil
gibi tüm kurumsal ayaklar tamamen ortadan kaldırılmış sembolik makyaj ile entegrasyona indirgenmiştir.
Bu liste uzatılabilir.
Ama özü şudur:
Rojava’da kaybedilen, yalnızca kurumlar değil; Kürtlerin kendi kendini yönetme İRADESİ ve iddiasıdır.
Sonuç: Devrim Değil, Kontrollü Entegrasyon ve Tasfiye
Bugün Rojava’da yaşanan süreç, ne bir barış ne de bir çözüm sürecidir. Bu, Kürtlerin askeri, siyasal ve kültürel olarak denetim altına alındığı, devletsizliğin kalıcılaştırıldığı bir yeniden yapılandırma sürecidir.
Kürtler bir kez daha:
• Devlet vaadiyle oyalanmış,
• Geçici kazanımlarla avutulmuş,
• Stratejik hedeflerinden uzaklaştırılmıştır.
Tarih şunu defalarca göstermiştir:
Kendi kurumlarını kuramayan, öz savunmasını koruyamayan ve siyasal iradesini merkezileştiremeyen halklar; er ya da geç başkalarının ajandasına eklenir.
Rojava meselesi artık bir “kazanım” tartışması değil;
Kürtlerin siyasal aklını kızıl yıldızlardan kurtararak ve yeniden örgütlenerek geleceklerini Ulusal bir bilinçle tekrar inşa edip edemeyeceği meselesidir.


