“Rus” Lavrov “Türk” Fidanın Aynasında Kürt Körlüğü
SDG’ye Mesafe, Kürtlere Düşmanlık
Maaruf Ataoğlu
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un SDG ve Kürtler hakkında kullandığı dil artık diplomatik bir ihtiyat değil; açık bir politik tercihin, hatta düşmanca bir konumlanmanın doğrudan ifadesidir.
Lavrov ne zaman konuşsa Kürtler “yokmuş” gibi davranır;
SDG şahsında ise Kürtleri ya “geçici bir yapı” ya da “meşruiyetsiz bir Amerikan aparatı” olarak kodlar.
Bu yaklaşım tesadüf değil, bilinçlidir.
Rus Devlet Aklının Kürt Sorunu Yoktur, Kürtler Sorundur
Rusya açısından Kürtler hiçbir zaman özne olmadı.
Ne Çarlık döneminde,
ne Sovyetler Birliği’nde,
ne de bugünkü Putin–Lavrov çizgisinde.
Rus diplomasisi Kürtleri hep pazarlık malzemesi, denge unsuru ve gerektiğinde feda edilebilir bir ara aktör olarak gördü.
Lavrov’un SDG’ye yönelik mesafesi de buradan beslenmektedir.
Çünkü SDG:
• Kürtlerin fiilî özsavunma gücüdür,
• Rojava’da oluşan seküler ve çoğulcu modelin omurgasıdır,
• Merkezi Şam otoritesine biat etmeyen nadir yapılardan biridir.
Ve Rusya, tarih boyunca Kürtleri aşıp Akdeniz’e inemediği gibi, SDG’yi de aşamayacağını bildiği için asıl “tehdit” tam da burada durmaktadır.
Lavrov’un Şam Israrı: Devlet Fetihçiliği
Lavrov’un her açıklamasında aynı cümle tekrar edilir:
“SDG, Şam’la uzlaşmalı.”
Bu bir arabuluculuk çağrısı değildir;
bu, Kürtlere SDG üzerinden teslimiyet telkinidir.
Rusya’nın “Suriye’nin toprak bütünlüğü” vurgusu pratikte şu anlama gelir:
Kürtler silahsızlanacak, siyasi iddiadan vazgeçecek ve Colani rejiminin insafına bırakılacaktır.
Lavrov çok iyi bilir ki:
• Colani rejimi Kürtlere hak tanımaz,
• Şam özerkliği kabul etmez,
• Merkezi devlet refleksi Kürt kimliğini tehdit olarak görür.
Lavrov bu yüzden ısrar eder.
Çünkü mesele Suriye’nin ya da Kürtlerin güvenliği değil, Rusya’nın Suriye’deki nüfuzu ve Akdeniz’e hâkim olma isteğidir.
Türkiye ile Sessiz Mutabakat
Lavrov’un SDG karşıtlığı yalnızca Şam kaynaklı değildir.
Ankara–İran faktörü de burada belirleyicidir.
Rusya, Türkiye ile:
• Kürtleri sınırlama,
• SDG’yi zayıflatma,
• Rojava’yı baskı altında tutma
konusunda örtük bir mutabakat içindedir.
Lavrov’un dili Ankara’yı rahatsız etmez.
Çünkü o dil:
• Kürtleri devre dışı bırakır,
• SDG’yi gayrimeşru ilan eder,
• Türkiye’nin güvenlik söylemiyle örtüşür.
Bu noktada Rus diplomasisi “denge kurucu” değil, Kürt karşıtı statükonun açık bir ortağıdır.
Anti-Amerikancılık Üzerinden Kürtleri Ezmek
Lavrov’un en sık başvurduğu argüman şudur:
“SDG, ABD tarafından kullanılıyor.”
Bu argüman:
• Kürtlerin iradesini yok sayar,
• Onları edilgen bir piyon gibi gösterir,
• Meşru savunma hakkını kriminalize eder.
Oysa gerçek şudur:
Kürtler ABD ile işbirliği yaptı; çünkü o günün koşullarında ne ABD’nin ne de Kürtlerin başka bir seçeneği vardı.
IŞİD bastırdı,
Rusya Kürtlere kapıyı kapattı,
Şam Kürtleri yok saydı,
Türkiye olağan askerî ve diplomatik gücüyle saldırdı,
İran milisleri üzerinden Kürtleri sürekli tehdit etti.
Lavrov bu gerçeği bilmez mi?
Elbette bilir.
Ama bilmek işine gelmez.
Rusya’nın Kürtlerle İmtihanı
Lavrov’un çizgisi şunu açıkça göstermektedir:
Rusya, Kürtlerin hak mücadelesini değil,
devletlerin konforunu esas alır.
Bu yüzden:
• SDG’yi masada istemez,
• Kürtleri özne olarak tanımaz,
• Rojava deneyimini geçici bir “hata” olarak görür.
Ama tarih şunu öğretmiştir:
Kürtleri yok sayan her büyük güç,
bir gün Kürtler tarafından yok sayılır.
Lavrov’un diplomasisi bugün güçlü görünebilir.
Ama yarın Kürt halkının hafızasında güvensizlik ve düşmanlıkla anılacaktır.
Son Söz
Rusya, Lavrov’un - Türkiye Fidanın ağzından konuşurken şunu söylüyorlar:
“Kürtler hak istemesin, sınırlarını bilsin.”
Oysa Kürtler çoktan öğrendi:
Hak kimseden istenmez; uğruna yüz yıl bedel ödense bile alınır, savunulur ve korunur.
Lavrov’un ve Fidanın, unuttuğu tam olarak budur.


