SAYIN MURAT KARAYALÇIN
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’ne kurulan tuzaklardan, gasp edilen haklardan ve parti içi demokrasiden söz ediyorsunuz.
Peki, aynı duyarlılığı yıllar önce Kürtlerin siyasi iradesi tasfiye edilirken neden göstermediniz?
Bugün CHP’ye yapılanı demokrasi sorunu olarak görüyorsunuz da, Kürtlerin varlığı ve talepleri CHP içerisinde Deniz Baykal ve ekibi tarafından sistematik biçimde dışlanırken neden sessiz kaldınız?
Aslında bugün yaşananların kökleri çok daha eskidedir.
SODEP’in SHP ile birleşmesi, ardından SHP’nin feshedilerek CHP çatısı altında toplanması; Türkiye sosyal demokrasisinin demokratikleşmesi değil, tam tersine Kürtlerle kurulan sınırlı diyaloğun tasfiye edilmesi sürecidir.
Sizlerin yönettiği o süreç, partiyi adım adım Kürt meselesinde devletçi reflekslerin temsilcisi olan Deniz Baykal’ın çizgisine tamamen teslim ederek, Tansu Çiller ile hükümet ortaklığınızda Kürd halkını bir bütün olarak terörist ilan edip yönelmek olmuştur. Köy yakmalar faili meçhul cinayetler ve nihayetinde büyük katliamlara sessiz kalınmıştır.
Bugün yaşanan krizlerin tarihsel başlangıç noktalarından biri de budur. Sayın Karayalçın…
Çünkü o dönemde yapılan tercih, yalnızca bir parti birleşmesi değildi.
Aynı zamanda SHP içerisinde mücadele eden, Kürt sorununun demokratik çözümünü savunan, Türkiye’nin çoğulcu bir yapıya kavuşmasını isteyen kadroların siyasal olarak etkisizleştirilmesi ve tamamen PKK örgütünün kucağına bırakılmasıydı.
Bugün “biz kardeşiz” diyorsunuz.
Peki o gün Paris Kürd konferansına katılan Kürdlerin siyasal temsilcileri partiden uzaklaştırılırken kardeşliğiniz neredeydi?
Bugün partimizin seçilmişlerin “hakları gasp edildi” diyorsunuz.
Peki Kürtlerin dili, kimliği ve siyasal talepleri yıllarca CHP kürsülerinde yok sayılırken bu hak gaspına neden itiraz etmiyordunuz?
Bugün yargının siyasete müdahalesinden şikâyet ediyorsunuz.
Oysa Kürt siyasetçileri, belediye başkanları, milletvekilleri ve binlerce insan yargı eliyle tasfiye edilirken CHP’nin önemli bir bölümü ya sessiz kaldı ya da devletin gizli ajandasının tezlerine hep destek verdi.
Bu nedenle bugün yaşananları ben yalnızca bir mağduriyet hikâyesi olarak okumuyorum.
Tarihin bir ironisi olarak görüyorum.
Çünkü dün başkalarının uğradığı haksızlıklara sessiz kalanlar, bugün aynı yöntemlerin kendi kapılarına dayanmasından şikâyet ediyorlar.
Elbette hukuk herkes için gereklidir.
Elbette parti içi demokrasi herkes için savunulmalıdır.
Ancak demokrasi, yalnızca CHP’nin genel başkanlık yarışlarında hatırlanacak bir çoğulcu kavram değildir.
Demokrasi; Kürd milletinin varlığını, kimliğini, dilini ve kolektif haklarını kabul etmekle anlam kazanır.
Eğer bugün gerçekten bir özeleştiri yapılacaksa, bunun başlangıç noktası CHP’nin kendi tarihiyle yüzleşmesi olmalıdır.
Çünkü ortak vatan mücadelesi kazanımından sonra Kürdleri görmezden gelerek demokrasi kurulamaz. Nitekim 1924 anayasa inkarıyla başlayan anti demokratik uygulamalar devam ediyor. Bunun temelini atan CHP dir.
Kürtleri tasfiye ederek özgürlük savunulamaz.
Ve Kürt Milletinin meşru taleplerini yıllarca öteleyip bugün yalnızca kendi mağduriyetinden söz eden bir siyaset, inandırıcılık sorunu yaşamaya mahkûmdur.
Saygılarımla

