Sayın Ayhan Bilgen,
Siyasette savrulmanın da bir ahlakı, bir ölçüsü olmalı.
İnsan fikir değiştirir, pozisyon değiştirir; ama hakikat duygusunu bu kadar kolay terk etmemeli.
Dün idamlara, baskılara, otoriter rejimlere karşı demokrasi ve özgürlük nutukları atan bir siyasetçinin; bugün İran gibi kendi halkına yıllardır baskı uygulayan, Kürtleri meydanlarda darağaçlarında sallandıran bir rejimin temsilciliğine soyunurcasına gidip taziye kuyruğuna girmesi doğrusu insanın aklıyla ve müminin inancıyla alay etmektir.
Küfe benzetmesi yapıyorsunuz.
Ama asıl soru şudur:
Bugünün Küfe’si neresi?
Genç kızların saçları göründü diye sokak ortasında öldürüldüğü; Kürt ve Beluci olduğu için muhaliflerin darağaçlarında sallandırıldığı; kadınların ve gençlerin kurşunlandığı bir rejimin kapısında saf tutmak mı “insan onurunu savunmak”, yoksa buna itiraz etmek mi?
Yezid ve Muaviye metaforlarıyla hamaset yapmak kolaydır.
Zor olan, her türlü zulme karşı aynı mesafede durabilmektir.
Sizin yaptığınız ise çok açık:
Bir zulmü eleştirirken, bin yıllardır uygulanan başka bir zulmün gölgesine sığınmaktır.
İsrail’i eleştirmek isteyen herkesin İran rejiminin propagandasına figüran olması gerekmiyor.
Dünyada zulmün tek adresi yok.
Gerçek ahlaki tutum;
Mazlum kim olursa olsun onun yanında durmak, zalim kim olursa olsun karşısında durmaktır.
Ama görünen o ki siz artık ilke üzerinden değil, konjonktür üzerinden siyaset yapmayı tercih etmişsiniz.
Bu da ne yazık ki bir zamanlar savunduğunuz değerlerin değil; siyasetin yozlaşmasının ve elde ettiğiniz konumun, insani ve İslami ahlaktan koparak yönsüz kalmanın bir göstergesidir.


