Sayın Dr. Baluken,
Halep’ten Kobani’ye, Haseke’den Kamışlı’ya uzanan saldırı hattını tarif ederken ortaya koyduğunuz tarihsel ve jeopolitik çerçeve, kuşkusuz sahadaki birçok haklı gerçeğe işaret etmektedir.
Kürtlere dönük çok aktörlü ve planlı bir saldırı konseptinin tespiti, yalnızca bugünü değil, son yarım yüzyılı da kapsayan bir sürekliliği anlatmaktadır. Ancak tam da bu nedenle, bugün gelinen noktada yalnızca “dış komploları” işaret etmekle yetinmek, Kürt halkına karşı tarihsel bir eksikliktir.
Elli yıla yaklaşan bu savaşın faturası, ne akademik metinlerde, ne siyasal bildirilerde, ne de konforlu kürsülerde hiç kimse tarafından ödenmemiştir.
Bu faturayı;
ülkede ve diasporada, Ulusal Kurtuluş Mücadelesi hareketine emeğini, gençliğini, evlatlarını veren halk ödemiştir.
Bu gerçeği görmeden bedeli yeniden halka çıkarmak; siyasal akılla ve vicdanla izah edilemez.
Şu sorular artık ertelenemez durumdadır:
Gerilla savaşı, tanımı gereği alan korumaya ve toprak kazanmaya yönelik, bağımsız veya federal bir ülke oluşturmayı hedefleyen bir mücadeledir.
Peki elli yıllık bu savaş pratiğinde, Kürt halkı adına kazanılmış bir karış toprak var mıdır?
Eğer yoksa, bu savaş kim adına, hangi stratejik akıl ve hedefle yürütülmüştür?
Rojava’da yaşananlar, bu soruların merkezinde durmaktadır.
Başûr, Bakur, Rojhilat ve Rojava’dan Kürtler, tek vücut hâlinde, bedel ödeyerek, kahramanca direndi ve IŞİD’i yenerek Rojava’da somut kazanımlar elde etti. Bu, inkâr edilemez bir tarihsel gerçektir.
Ancak ardından gelen on iki yıllık vizyonsuzluk ve bu kazanımların içinin doldurulmaması, bugün yaşanan kırılmaya yol açmıştır.
SDG merkezli askerî-siyasal fanteziler uğruna;
• Tabka’da,
• Deyrezor’da,
• Rakka’da
aynı mevzide bulunan Arap güçleri çocuklarımızı arkadan hançerlerken, onlarca Kürt sivil hunharca katledilmiş, kafaları kesilerek infaz edilmiştir.
Bu tablo karşısında sormak zorundayız:
Bu cinayetlerin siyasal ve ahlaki sorumluluğu kime aittir?
Aynı şekilde, on iki yıl boyunca:
• Muhalif Kürtlerle ve Roj Peşmergesi ile bu ittifaklar neden kurulmadı?
• Rojava’daki irili ufaklı Kürt partileri ve bağımsız siyasal aktörler neden sistematik biçimde siyaseten uzaklaştırıldı veya susturuldu?
• Eleştiren herkes neden “hain”, “bölücü” ya da “karşı devrimci” ilan edildi?
Diasporadaki Kürtler bugün meydanları dolduruyorsa, bunu romantik bir refleksle değil;
Rojava’daki çocukluklarının, gençliklerinin mücadele ruhunu pekiştirmek ve yitirdikleri evlatlarının yasını tutarak yapıyorlar.
Onlar, ölenlerin şehadetini sloganlaştırmıyor; acıyla, özlemle ve saygıyla anıyor ve sahip çıkıyorlar.
Trajedi ile komedinin iç içe geçtiği yer tam da burasıdır:
Kürt çocuklarının kanı üzerinden yürüyen büyük bir siyasal tahribat varken,
Kobani ve Rojava kuşatma altındayken, kim tarafından servis edildiği ve gündemi değiştirmeye yönelik olduğu açık olan maksatlı bir kilim hediyesi etrafında koparılan öfke fırtınası, halkın vicdanında derin bir yarık oluşturmuştur.
Şunu açıkça ifade etmek gerekir:
Kürt halkının çocuklarının kanı hiçbir partinin, hiçbir yapının, hiçbir liderliğin malı değildir.
Eleştirmek ve hesap sormak Kürt halkının en meşru hakkıdır. Bu bir düşmanlık olarak algılanmamalı, buradan dersler çıkarılmalıdır.
Bu nedenle eleştiriye tahammül edemeyen,
hesap vermeyi zayıflık sayan,
her sorgulamayı “düşman dili” ilan eden bir siyaset tarzı;
tarihsel olarak da siyasal olarak da Kürt halkının gönlünde tasfiye olmaya mahkûmdur.
Bugün Kürt halkının ihtiyacı olan şey;
ne hamasi söylemler,
ne kutsallaştırılmış liderliklerdir.
Bugün dört parça Kürdistan ve diaspora, el ele, omuz omuza, Rojava kazanımları için ALA RENGİN altında birlikte mücadele etmelidir.
Unutmayalım, Kürt atasözü der ki: “Düjmênî bavân nabê dostê lawan.”
İhtiyaç duyulan şey;
sorumlulukla örülmüş bir siyasal akıl,
yan yana durarak hesap verebilen bir mücadele anlayışı
ve halkı özne kabul eden gerçek bir yüzleşmedir.
Bu, halkımızın birlik ve beraberliğini sağlayacaktır.
Saygıyla.
https://t.co/PEarnhVNB9?ssr=true

