Sayın İlham Ahmed,
Terörist HTŞ ile müzakere olmaz Hele ki bu coğrafyada hiç olmaz.
HTŞ ile müzakere edilebileceği varsayımı, sahadaki gerçekliği ve Kürt halkının iradesine karşı olan bölgesel güç dengelerini okumaktan uzak bir iyimserliktir.
Bu yapı, yalnızca ideolojik olarak değil; fiilî pratikleri, geçmişi ve uluslararası konumu itibarıyla müzakere edilebilir bir aktör değildir.
Dahası, böyle bir girişimin bölgesel aktörler nezdinde özellikle Kürtlerin kazanımlarına karşı olan Türkiye açısından onların sizinle müzakere etmelerinin kabuledilebilirliği söz konusu değildir.
Burada mesele sadece “ister miyiz?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur: İzin verilir mi, tolere edilir mi, sonuçları kim üstlenir?
1. Bu coğrafyada gerçekçilik, romantik niyetlerden önce gelir.
Yanlış aktörle kurulan her temas, iyi niyet değil stratejik zaaf üretir.
Bu nedenle HTŞ ile müzakere fikri, barış üretmez; aksine mevcut karmaşayı daha çok derinleştirir.
2. Mücadele kaçınılmazdır; fakat kör bir savaş dili de çözüm değildir.
Evet, savaş çığırtkanlığı iyi bir şey değil.
Ama daha kötüsü, mücadele etmiyormuş gibi yaparak sürekli mevzi kaybetmektir.
Sahada yalnız kalmanın, toplumsal meşruiyeti genişletmeden ilerlemenin bedeli de ağır olur.
Bu yüzden Dürzileri, Alevileri, Keldanileri, Süryanileri, Hıristiyanları ve dışlanan diğer tüm toplumsal kesimleri de yanınıza arak bir siyasi ve askeri hamle yapmanızdır.
Ancak bu, “önüne gelenle Şam’a yürü” kolaycılığı da değildir.
Şam’a yürümek bir slogan değil; siyasal, toplumsal ve ahlaki meşruiyetle örülmesi gereken zorunlu ve zaruri bir süreçtir.
3. HTŞ’nin Trump’a rağmen uluslararası meşruiyeti yoktur.
Güç, sadece silahla değil; diğer muhaliflerle yapılacak akıllı ittifaklarla, ortak paydada birleşerek demokratik, federal bir Suriye bilinciyle Şam’a yürüyerek büyür.
Mesele topyekûn yıkım değil, adalet üretmeyen düzenle hesaplaşmaktır.
Ve bu hesaplaşma;
ne HTŞ ile masada,
ne de halkları yok sayan dar bir savaş Selefi aklıyla kazanılır.


