Arapların ibretlik bir sözü vardır:
“Ba‘de harâbi’l-Basra” mı?
Söyledikleriniz elbette kulağa hoş geliyor. Ancak bizler, Kürd halkı olarak artık temennileri değil, somut ve anayasal güvenceleri görmek istiyoruz. Halkımız ömrünü ve umudunu kaybetmek üzere…
On beş yıl boyunca, sizin öncülüğünüzde on binlerce Kürd genci barbar IŞİD’e karşı savaşarak yaşamını yitirdi. Kürd halkının evlatları, dört bir parçadan gelerek ve ağır bedeller ödeyerek, gelişen siyasi konjonktür sonucunda kendi yönetimlerini, ordularını ve kurumlarını kurdular.
Bunun için milyonlarca Kürd, umudunu Rojava’ya ve size bağlamıştı. Şimdi ise bütün bu kazanımları entegrasyon adı altında Şam’a devrettikten sonra bunu, “Kürdlerin yeni Suriye’de hak ettikleri yeri almaları için” yeni bir mücadelenin başlangıcı olarak tarif etmeniz ne yazık ki yeterli değildir.
Sorulması gereken asıl soru şudur:
Kürdlerin “hak ettiği yer” tam olarak neresidir?
Kürdlerin anayasal statüsü güvence altında mıdır? Kürdçe, resmî dil ve eğitim dili midir?
Kürdler, kendi bölgelerindeki siyasal ve idarî yönetimlerini İçişleri Bakanlığına neden devretmiştir?
Bundan sonra barbar IŞİD cihatçılarına karşı kendi güvenliklerini sağlayabilecekler midir?
Efrîn başta olmak üzere işgal edilen Kürd bölgelerine halkımızın güvenli dönüşü nasıl sağlanacaktır?
Bunların çözümü konusunda halkımıza yazılı ve uluslararası güvencelere bağlanmış bir taahhüt verilmiş midir?
Eğer verilmemişse, bu kazanımları bir vaat karşılığında mı devrettiniz?
Yeni Suriye’nin inşasında yer almak elbette önemlidir. Fakat Kürdler, başkalarının kurduğu devletin duvarına sonradan eklenen bir taş olmak için bu kadar ağır bedel ödememeliydi.
Önce Kürdlerin evi, iradesi ve kazanımları güvence altına alınmalıydı; sonra ortak çatının nasıl kurulacağı konuşulmalıydı.
Aksi hâlde insan sormadan edemiyor:
Basra yakıldıktan sonra mı Bağdat’ı koruyacaksınız?
Maaruf Ataoğlu
04 Ağustos 2026


