Sayın Selçuk Mızraklı,HOŞ GELDİNİZ SAYIN MIZRAKLI; PEKİ SÜREÇ BOYUNCA NEDEN SUSTUNUZ?
Sayın Selçuk Mızraklı,
Yedi yıllık uzun bir mahpusluğun ardından özgürlüğünüze kavuşmanızı memnuniyetle karşılıyor; size, ailenize ve sevenlerinize içtenlikle geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Hoş geldiniz…
Halkın iradesiyle Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı seçilmiş bir siyasetçinin görevinden alınarak yıllarca cezaevinde tutulması, yalnızca şahsınıza değil, sizi seçen halkın iradesine yönelik ağır bir hukuksuzluktur. Bu gerçeğin üzeri hiçbir siyasi söylemle örtülemez.
Diyarbakır’da yaptığınız konuşmada Selahattin Demirtaş’a ilişkin sözleriniz insani, vefalı ve anlamlıydı:
“Ben seni burada yalnız bırakmıyorum; senin yüreğinde milyonların yüreği var.”
“Bu toprak kana ve gözyaşına doydu; artık bu toprağa barışı ekelim” çağrınız da kuşkusuz değerlidir. Kürd halkı savaştan, ölümden, cezaevlerinden ve evlatlarının toprağa düşmesinden yoruldu. Hiç kimse barışın karşısında değildir. Ancak barış yalnızca güzel sözlerle değil; adalet, eşitlik, özgürlük ve anayasal güvencelerle inşa edilir.
Tam da bu nedenle, saygı sınırlarını koruyarak size sormak istiyorum:
Kürd halkının geleceğini doğrudan ilgilendiren bu süreç boyunca neden sustunuz?
PKK’nin silah bırakması ve kendisini feshetmesi tartışılırken; Kürdlerin kolektif ve ulusal hakları konusunda hiçbir anayasal güvence ortaya konulmazken; “demokratik entegrasyon” adı altında Kürd meselesi bireysel haklara ve genel demokrasi söylemine indirgenirken düşüncelerinizi neden duyamadık?
Cezaevi koşullarının insanın söz söyleme imkânını ne ölçüde sınırlandırdığını elbette biliyoruz. Fakat aynı cezaevinden kamuoyuna mektuplar, mesajlar ve siyasi değerlendirmeler ulaştırılabildiğini de gördük. Bu nedenle suskunluğunuzun sebebini sormak, ne yaşadığınız hukuksuzluğu küçümsemektir ne de özgürlüğünüze kavuşmanızın sevincine gölge düşürmektir. Bu, yıllarca halk adına siyaset yapmış bir şahsiyetten beklenen açıklığın gereğidir.
Bugün barıştan söz ederken şu sorular cevapsız bırakılamaz:
Kürd halkının dili, kimliği, tarihsel varlığı ve kendi ülkesinde özgürce yaşama hakkı hangi hukuki güvenceye bağlanacaktır? Kayyım düzeni sona erecek midir? Halkın seçilmiş temsilcileri siyasi kararlarla görevden alınmaya devam edecek midir? Selahattin Demirtaş ve diğer siyasi tutuklular ne zaman özgürlüklerine kavuşacaktır?
Sizin tahliyeniz de yeni bir hukuk veya demokratikleşme kararının sonucu değildir; cezanızın infazını tamamlamanızın sonucudur. Dolayısıyla bunu sürecin bir lütfu ya da demokratikleşmenin işareti olarak sunmak mümkün değildir.
Sayın Mızraklı,
Çektiğiniz acıya saygı duyuyor, özgürlüğünüze kavuşmanızı içtenlikle selamlıyorum. Ancak yedi yıllık mahpusluk nasıl sorgulanmayı hak ediyorsa, Kürd halkının geleceğinin konuşulduğu böylesine kritik bir dönemde sergilenen uzun suskunluk da aynı açıklıkla sorgulanmalıdır.
Hoş geldiniz, geçmiş olsun…
Şimdi sizden yalnızca barışı dilemenizi değil; nasıl bir barış, hangi haklarla ve hangi güvencelerle sorularına da açık ve cesur cevaplar vermenizi bekliyoruz.
Maaruf Ataoğlu
09 Eylül 2026


