SDG’ye Üçüncü Çağrımdır Şam’a Yürüyün – Şam’a!
Maaruf Ataoğlu
Ankara’nın Şam’a yaptığı son çıkarmanın adı diplomasi değil, ateşle sınamadır.
Bu hamlenin sahadaki ilk kıvılcımı Halep’te Şeyh Maksud oldu. Tesadüf değil.
Mesaj nettir: “Rojava’nın iradesi teslim alınacak.”
Süslü cümleleri, “çözüm süreci” masallarını bir kenara bırakalım. Türkiye’de yeni bir çözüm süreci mi? Buna inanan tek bir Kürt kaldı mı? Kalmadı. Çünkü mesele Ankara’nın iç politik manevrası değil; Rojava’daki Kürt iradesinin tasfiyesidir. Diğeri teferruattır.
Bugün oynanan oyun basittir ama tehlikelidir:
Rojava’yı Şam’a karşı savunmasız bırakmak, SDG’yi defansif bir dar alana sıkıştırmak ve ardından “merkezileşme” adı altında iradeyi eritmek. Diplomasi diye sunulan şey, aslında zaman kazanma operasyonudur. Sahada ateş, masada oyalama.
Şunu görmek zorundayız: Ankara’nın hedefi Kürtleri Şam’la uzlaştırmak değil; Şam’ı Kürtlere karşı yeniden konumlandırmaktır. Bu, geçmişten tanıdık bir senaryo. Aynı yöntem, farklı sahne.
Ve her seferinde bedeli Kürtler ödedi.
SDG’ye düşen rol savunma değildir. Savunma, bugün yenilgidir.
İnisiyatif almak zorundasınız.
Şam’a yürümek bir slogan değil; müzakereyi eşitlemenin tek yoludur. Güç, masaya çağrılmaz; masayı kurar. Rojava’nın geleceği, başkalarının lütfuna bırakılacak bir dosya değildir.
Bugün tereddüt eden yarın dayatmayı kabul eder.
Bugün susan yarın imzaya zorlanır.
Bugün geri çekilen yarın yok sayılır.
Gerçek şudur:
Mesele Türkiye’de “barış” değil.
Mesele Suriye’de “egemenlik” değil.
Mesele Rojava’daki Kürt iradesidir.
Ve irade, ancak yürüyerek korunur.
Şam’a… Şimdi.


