Bu fotoğraf, sıradan bir kare değildir.
Bu fotoğraf; binlerce Ezdaî kadınının kaçırıldığı, çocukların köleleştirildiği, erkeklerin topluca infaz edildiği ve insanlığın vicdanına kazınan Şengal Soykırımı’nın sembollerinden biridir.
Bugün hâlâ binlerce aile kayıplarını arıyor, yüzlerce kadın ve çocuğun akıbeti bilinmiyor. Bu nedenle Şengal, yalnızca bir coğrafya değil; Kürd halkının ortak vicdanında kapanmamış İslami Vahşetin derin bir yaradır.
Tam da böylesi bir hafızanın yıldönümünde, Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin, geçmişte İŞİD’in kontrol ettiği Musul’un emirlerinden biri olarak anılan ve bugün Suriye’nin yeni yönetiminin başında bulunan terörist Ahmed el-Şara (Ebu Muhammed el-Colani) ile verdiği görüntü, doğal olarak hafızalarda çok ağır soruları beraberinde getirmektedir.
Burada eleştiri, diplomatik temas kurulmasına değildir.
Devletler ve yönetimler, gerektiğinde birbirleriyle görüşür. Diplomasi bunun bir sonucu olabilir.
Ancak diplomasi, toplumsal hafızayı yok sayma hakkını Devlet Başkanına dahi vermez.
Hele ki söz konusu olan, binlerce Ezdaî’nin katledildiği, kadınlarının ayaklarından zincirlenerek köle pazarlarında satıldığı, çocuklarının kaçırıldığı bir travma ise…
Kürdistan yönetimi, böylesine sembolik bir tarihte atacağı her adımın Kürdistan halkının hafızasında nasıl algılanacağını hesaplamak zorundadır.
Şengal konusunda yıllardır cevabı tam anlamıyla hâlâ verilemeyen bir başka soru da toplumun vicdanında durmaktadır:
İŞİD saldırısı sırasında Peşmerge neden çekildi?
Bu karar askerî bir zorunluluk muydu?
Yoksa önlenebilir bir stratejik hata mıydı?
Yoksa Ezdaî halkının savunmasına karşı Federe Kürdistan Devletinin bilinçli olarak göz yumması mıydı?
Bu soruların tatmin edici biçimde cevaplandırılamamış olması, Ezdaî toplumunda derin bir güvensizlik oluşturmuştur.
Bu nedenle bugün tamda bu katliamın yıldönümünde yapılan her diplomatik temas, ister istemez o eski yaraları bizlere yeniden hatırlatmaktadır.
Dahası, Musul pazarlarında zincire vurularak satılan Kürt kadınlarının görüntüleri hâlâ canlı olarak hafızalardayken, bu acıyı yaşayan toplumun duygularını dikkate almayan siyasi görüntüler, güven üretmek yerine, Kürdler arasında yeni kırgınlıklar doğurmaktadır.
Son dönemde Suriye’de SDG ve özellikle YPJ’ye yönelik baskılar, Kürtlerin elde ettiği kazanımların geleceğine ilişkin kaygıları da artırmıştır.
Bu nedenle kamuoyunda şu soruların sorulması kaçınılmazdır:
Bu ziyaretin amacı nedir?
Kürd halkının hangi somut çıkarı gözetilmektedir?
Şengal’in, Rojava’nın ve Suriye’deki Kürtlerin güvenliği konusunda hangi güvenceler alınmıştır?
Eğer bunlar açıklanmıyorsa, Kürd halkının kuşku duyması da çok doğaldır.
Hiç kimse, Neçirvan Barzani’nin Şengal’de yaşananları unuttuğunu düşünmez.
Ancak mesele kişisel hafıza değildir.
Mesele, devlet aklının tarihî travmalar karşısında nasıl bir siyasal hassasiyet gösterdiğidir.
Devlet olmak, yalnızca diplomasi yürütmek değildir.
Devlet olmak; halkının acısını hafızasında taşımak, şehitlerinin hatırasını korumak ve soykırım mağdurlarının onurunu her türlü siyasi hesabın üzerinde tutabilmektir.
Şengal’in acısı henüz dinmemiştir.
Ezdaî annelerin gözyaşı kurumamıştır.
Kayıpların tamamı bulunmamıştır.
Bu nedenle Kürdistan yönetiminden beklenen; yalnızca diplomatik temaslar değil, aynı zamanda bu tarihî travmaları dikkate alan, toplumun vicdanını rahatlatacak açık, şeffaf ve ilkeli bir siyaset yürütmesidir.
Çünkü bazı fotoğraflar yalnızca bugünü değil, geçmişi de konuşturur.
Ve bazı yaralar, zamanla değil; adalet, hakikat ve toplumsal vicdanla iyileşir.
Maaruf Ataoğlu
4 Ağustos 2026


