SEVGİLİ “SELO” BAŞKAN
GÜLMEK GÜZELDİR, FAKAT BİR MİLLETİN TARİHİ MİZAHLA ÖTELENEMEZ, ERTELENEMEZ
Sevgili Demirtaş,
Öncelikle mektubunuzdaki samimi üslup, mizah anlayışınız ve genç bir sanatçının ifade özgürlüğüne sahip çıkmanız güzeldir. Ancak ona “Denyo” diye hitap etmiş olmanız kesinlikle size yakışmadı. Eğer bu, bir yerlerden ilham alarak insanları küçük görmeye ve aşağılamaya dönük bir yaklaşımın yansımasıysa, bu davranış biçimi Kürd-Zaza asaletine yakışmıyor.
Bir ülkede insanlar bir karikatürden, bir fıkradan ya da bir stand-up gösterisinden dolayı korku duyuyorsa, bunun demokratik bir toplum açısından sağlıklı bir tablo olmadığı konusunda size katılıyorum. Düşünce ve mizah özgürlüğü, çağdaş toplumların vazgeçilmez değerlerinden biridir.
Ancak tam da burada, yıllardır sizi eleştirirken anlatmaya çalıştığım temel meseleye yeniden dönmek zorundayım.
Çünkü benim itirazım hiçbir zaman sizin mizah anlayışınıza, demokratik taleplerinize ya da ifade özgürlüğünü savunmanıza olmadı.
Benim itirazım; Kürd halkının yaklaşık yüz elli yıldır devam eden tarihsel meselesinin bütün can yakıcılığı orta yerde dururken, sizin bunu giderek tali başlıkların gölgesinde bırakmış olmanızadır.
Siz yıllardır Türkiye’nin demokrasi sorununu, Kürd milletinin ulusal haklarının sosuyla anlatıyordunuz. Şimdi ne oldu da bunu bir kenara attınız? Yoksa size de rahmetli Sırrı abiniz vasıtasıyla vahiy mi geldi?
Biliyorsunuz, ben ise yıllardır dilim döndüğünce Kürd milletinin statü sorununu anlatmaya çalışıyorum.
Bu ikisi elbette birbirini dışlayan kavramlar değildir.
Ancak aynı kavramlar da değildir.
Türkiye demokratikleşebilir…
İfade özgürlüğü genişleyebilir…
Gazeteciler serbest kalabilir…
Sanatçılar korkmadan konuşabilir…
Bütün bunlar elbette önemlidir.
Fakat bunların hiçbiri, tek başına Kürd halkının varlığını, ulusal meselesini ve kendi kaderini tayin hakkını çözmeye yetmez.
Çünkü bir milletin varlığı yalnızca bireysel hak ve özgürlüklerle açıklanamaz.
Bir millet; diliyle, kimliğiyle, kurumlarıyla, iradesiyle, siyasal statüsüyle ve içsel Self-Determination hakkıyla vardır.
Tam da bu nedenle benim yazılarım zaman zaman sizler tarafından sert bulunuyor olabilir.
Çünkü ben kişileri değil, sonuçları sorguluyorum.
Bugün dönüp geriye baktığımızda kendimize şu soruları sormak zorundayız:
Kürd siyasal hareketi olarak, genel başkanlığını uzun yıllar yaptığınız parti ve onun uzantıları, onca ağır bedel ödenmesine rağmen ortak bir ulusal strateji oluşturabildi mi?
Parçalar arasında kalıcı bir siyasal koordinasyonun kurulması yönünde inisiyatif alabildiniz mi?
Kürd milletinin bütün kesimlerini kapsayan ortak bir millî vizyon geliştirebildiniz mi?
Yoksa bundan sonra da her kuşak yeniden aynı tartışmaları yaşayarak ömrünü tüketmeye devam mı edecek?
Benim esas kaygım budur.
Çünkü ben bireylerin mağduriyetinden önce, bir milletin geleceğini düşünüyorum.
Bu nedenle zaman zaman size ve bağlı olduğunuz siyasal yapıya, hatta Güney Kürdistan yönetimine ve diğer Kürd partilerine de aynı mesafeden, sert eleştiriler yöneltiyorum.
Yanlış anlaşılmasın; bunu kimseye husumet beslediğim için yapmıyorum.
Tam tersine, Kürd halkının artık kimi süslü sözlerin ardından birbirini alkışlayan değil; birbirini dürüstçe eleştirebilen, hatalarını kabullenebilen ve öz eleştiriden çekinmeyen bir siyasal olgunluğa ulaşmasını istediğim içindir.
Mektubunuzun sonunda gençlerin özgürce konuşabilmesini istemenize de katılıyorum.
Evet…
Gençler konuşmalıdır.
Gençler sorgulamalıdır.
Gençler gerektiğinde bizi de eleştirebilmelidir.
Fakat ben buna küçük bir cümle daha eklemek isterim:
Gençler yalnızca özgürce konuşmamalı; aynı zamanda özgür düşünebilmeli, Kürd kimliğinin bilincinde olmalı, ana dilini ve tarihini öğrenebilmeli; yüz yıl sonra da aynı sorunları konuşmamak için yeni çözümler üretebilmelidir.
Çünkü özgürlük sadece konuşabilmek değildir.
Özgürlük, bir milletin kendi geleceğine kendisinin karar verebilmesidir.
Dileğim odur ki, bir gün ne siz cezaevinden mektup yazmak zorunda kalın ne de biz, hâlâ aynı tarihsel eksiklikleri yazarken sizi koruma içgüdüsüyle bazı gerçekleri yazmaktan imtina etmek zorunda kalalım.
İşte o gün, yalnız bireyler değil; Kürd halkı da gerçek anlamda kazanmış olacaktır.
Size sağlık ve özgürlük diliyorum. Fikir ayrılıklarımız baki olsa da, ortak geleceğimiz adına hakikati konuşabilme cesaretini hep birlikte koruyabilmemiz dileğiyle.
Maaruf Ataoğlu
30 Haziran 2026


