Kemal Okuyan’a da, Kürdistan Komünist Partisi Genel Başkanı Sayın Sinan Çiftyürek’e de aynı soruyu sormak istiyorum:
Sizde hiç ar ve haya yok mu? Siz nasıl komünistsiniz?
Komünizm, ezilen halkların kendi kaderini tayin hakkını savunduğunu iddia eden bir siyasal gelenekten gelir. Peki, söz konusu halk Kürtler olunca bu ilke, siz sözde komünistler tarafından neden rafa kaldırılıyor?
Sayın Kemal Okuyan, “Kürt devleti yıkım getirir.” diyorsunuz.
Peki, Türk devleti kurulduğunda yıkımlar olmadı mı? Balkanlar’da, Kafkasya’da ve Anadolu’da yaşanan büyük acılar tarihin bir parçası değil mi? Dünyada bugün iki yüzü aşkın devlet varsa, yalnızca Kürtlerin devlet talebi mi size göre felaketin adı oluyor?
Bu, komünist bir bakış açısı değil; mevcut devletin sivil paramiliter aklını savunan, işgalci sınırlarını kutsayan çakma komünistlerin klasik devleti koruma refleksidir.
Sayın Sinan Çiftyürek’e gelince…
Kemal Okuyan’ı eleştirmeniz elbette kıymetli ve doğaldır. Fakat önce kendi siyasi pratiğinizle yüzleşmeniz gerekmez mi?
Bir taraftan Kürtlerin ulusal haklarından söz edeceksiniz, diğer taraftan Kürtlerin bağımsızlık, federasyon, özerklik ve kültürel haklarını isteme fikrine yıllardır mesafeli, hatta karşı çıkan bir siyasal çizginin içerisinde milletvekilliği yapacaksınız.
Bu çelişkiyi Kürt halkına nasıl izah edeceksiniz?
İnsan şu soruyu sormadan edemiyor:
Sorun gerçekten Kemal Okuyan’ın sözleri ise, siz bulunduğunuz yerde Kürtlerin ulusal statüsünü görmezden gelerek, sadece görüntü olsun diye Kemal Okuyan’ın sözlerine karşı çıkıyormuş gibi mi yapıyorsunuz? Aslında mesele, Kürtlerin ulusal hakları söz konusu olduğunda hepinizin farklı gerekçelerle aynı noktada buluşması mı?
Ben artık isimlerle değil, ölçülerle ilgileniyorum.
Bir siyasetçi, hangi ideolojiyi savunursa savunsun, Kürt milletinin kendi geleceğini özgürce belirleme hakkını tartışılmaz bir ilke olarak kabul etmiyorsa; kullandığı sıfatın “komünist”, “demokrat”, “sosyalist”, “liberal” ya da “şeriatçı” olmasının hiçbir anlamı yoktur.
Çünkü ideolojiler ve inançlar, en çok ezilen halkların hakkı söz konusu olduğunda samimiyet sınavından geçer.
Ve bu sınavı ne yazık ki bugün Türkiye solunun önemli bir bölümü, Kürt siyasetinin bazı aktörleri ve “din kardeşiyiz” diyen Müslümanların büyük çoğunluğu, milliyetçilik duygularının esiri olmuş bir anlayışla verebilmiş değildir.
Maaruf Ataoğlu
29 Temmuz 2026


