ŞAM’DA HAFIZA TAŞINIYOR, ERBİL’DE SİYASET POZ VERİYOR
Selahaddin Eyyubi’nin heykeli Şam Kalesi’nin önünden kaldırılıp bir tıra yükleniyor. Yönetim buna “restorasyon” diyor. Peki, biz Kürdler bu açıklamayı neden güvence sayalım? HTŞ’nin Kürd halkına karşı yaptıklarını biliyor, sicilini tanıyoruz.
Bir tarihsel sembolü yerinden sökenlerin sözüne değil, yaptıklarına bakacağız. Hangi maksatla kaldırıldığını, nereye götürüldüğünü, ne zaman ve hangi koşullarda yeniden sergileneceğini hep birlikte göreceğiz.
Bir milletin hafızasının yerinden sökülmesi, bürokratik birkaç cümleyle normalleştirilemez. Dün izleyebildiğim kadarıyla, Menderes İnanç kardeşim dışında Kürdlerden bu konuda tepki veren olmadı.
Selahaddin’in mirası, farklı halkların ortak tarihine aittir. Fakat bu ortaklık, onun Kürd kökenini Şam’dan silmenin gerekçesi yapılamaz. Zaferini sahiplenip kimliğini görünmez kılan anlayışa da hatırasını şehirden uzaklaştıran, Kürd düşmanı HTŞ kararlarına da itirazımız vardır.
Şam yönetimi ve onun destekçileri güven istiyorlarsa, önce geçmişte Kürd halkına yaptıklarının, Kürd kadınlarını köle pazarlarında satmalarının hesabını vermelidirler.
Aklıma gelen ilk soruları “eski Kürd generali”, yeni müsteşar Mazlum Abdi’ye yöneltiyorum:
Heykel nerede? Heykele hangi işlem uygulanıyor? Ne zaman, nerede yeniden sergilenecek?
Bu soruların cevabı Kürd milletine verilmeden “koruyoruz” demek, toplumdan Colani’ye ve onun zihniyetine körü körüne itaat etmesini istemektir.
Erbil’de konferansa katılan Kürd siyasetçilerinin sorumluluğu da tam burada başlıyor. Halkın tarihsel görünürlüğünü ilgilendiren bir mesele karşısında diplomasi, yalnızca görüşmekten, yan yana durup gülücükler saçarak fotoğraf çektirmekten ibaret olamaz.
O masalarda halkın kaygısını dile getirmeyecekseniz, kimi temsil ediyorsunuz?
Mesele, bir fotoğraftaki gülümseme değildir. Mesele, temsil makamlarının hangi soruyu sorduğu, hangi güvenceyi istediği ve hangi sonucu aldığıdır. Bireysel itirazlar var; fakat halkın beklediği, bu itirazların Kürdistan’ın bütününde karşı duruş gösteren kurumsal bir iradeye dönüşmesidir.
Din adına tarihe hükmetmeye kalkışan anlayışa, açıkça ve anlayabileceği bir dille seslenmek gerekir: Hiçbir iktidarın, hiçbir dinî yorumun Kürd milletinin hafızasını budama hakkı yoktur. Hiçbir inanç, böylesine önemli bir kültürel mirası ortadan kaldırmanın ruhsatı değildir. Mustafa Kemal Atatürk ne zaman Ankara’dan kaldırılırsa, Selahaddin Eyyubi de ancak o zaman Şam’dan kaldırılabilir.
“Bugün heykel, yarın mezar” kaygısını giderecek olan, bu selefi yönetimin teskin edici sözleri değildir. İnandırıcı bir güvence, ancak Kürd milletinin varlığının anayasal güvenceye alınması ve tarihsel mirası için denetlenebilir bir koruma sağlanmasıyla mümkündür. Sessizlik bu güvenceyi sağlamaz; protokol nezaketi de hafızanın yerini tutmaz.
Bu husus çok önemlidir. Kürd halkının tarihsel hafızası, entegrasyon ilişkileri bozulmasın diye ertelenecek bir gündem maddesi değildir.
Kak Mesûd, Neçirwan ve Masrur Barzani; Bafıl ve Qubat Talabani; Müsteşar Mazlum Abdi, Sekreter İlham Ahmed: Sizlere sesleniyorum!
Şam’dan hesap sorun. Amed’de, Erbil’de, Sine’de ve Rojava’da, Kürdistan’ın bütününde halkınıza hesap verin.
Temsil, koltukta görünmekle değil, gerektiğinde o koltuktan söz yükseltmekle anlam kazanır.
Maaruf Ataoğlu
13 Ekim 2026


