SON DAKİKA SDG FIRATIN BATISINDAN ÇEKİLDİ
Belge Olmasa da Konuşulan Emareler Yeterince Ürkütücüdür.
Ortaya atılan her iddianın doğru olması gerekmez.
Ancak bazı iddialar vardır ki, doğru çıkma ihtimali dahi insanın içini ürpertmeye yeter.
Bugün tartışılan mesele tam olarak budur.
İsrailli bir bakanın, Kürtlerin devlet istemediği yönündeki sözleri yazılı bir teyide muhtaç olabilir.
Ne var ki asıl dikkat çekici olan, bu sözlerin sahadaki fiilî gelişmelerle örtüşüyor olmasıdır.
Son olarak güvenilir kaynaklardan edinilen bilgilere göre, SDG’nin Fırat’ın doğusuna çekilmesi, bu örtüşmeyi daha da görünür kılmıştır.
Bu geri çekilme, yalnızca askeri bir manevra değil; aynı zamanda siyasi iradenin fiilen askıya alındığının göstergesi olarak okunmaktadır.
Sahada yaşananlar şu soruyu artık ertelemeden dayatmaktadır:
Kürtler adına konuştuğunu iddia eden yapıların yeterli bir iradesi, net bir hedefi ve bu hedefi savunacak cesareti var mıdır?
SDG ve onun askeri omurgasını oluşturan YPG, on binlerce gencin hayatı pahasına ortaya çıkmış bir güç olmasına rağmen, kritik tarihsel eşiklerde belirleyici kararlar almaktan neden sistematik biçimde kaçınmıştır?
Fırat’ın doğusuna çekilme kararı, bu sorunun artık teorik değil, somut ve yakıcı bir mesele hâline geldiğini göstermektedir.
Bunun bilinçli bir tercih mi, yoksa içerden ya da dışardan yönlendirmelerin sonucu mu olduğu hâlâ netlik kazanmamıştır.
Ancak sonuç değişmemektedir: Alan daralmış, inisiyatif kaybedilmiştir.
Bir dönem Kürtlere Şam “devleti” önerildiği, fakat Kürtler tarafından istenmediği iddiası ortada durmaktadır.
Ardından “federal yapı” gündeme getirilmiş, Kürt hareketi bunu da yarım ağızla karşılamıştır.
Sonuç olarak sahada içi doldurulamayan “adem-i merkeziyetçi demokratik Suriye” söylemine sığınılmış; somut, bağlayıcı ve kurucu hiçbir talep yüksek sesle dile getirilmez hâle gelinmiştir.
Oysa siyasetin en sert ama en gerçekçi kuralı şudur:
İstemeyene zorla bir şey verilmez.
ABD Kimi, Neden İnşa Etti?
ABD, SDG’yi herhangi bir hayır işi olsun diye oluşturmadı.
Bu yapı, Esad sonrası Suriye denkleminde bir yönetim ve güç alternatifi olarak kurgulandı.
Silah sağlandı.
Eğitim verildi.
Maaş ödendi.
Uluslararası meşruiyet kazandırıldı.
Karşılığında beklenen ise açıktı:
Zamanı geldiğinde, yalnızca savunma değil; Şam’a doğru siyasi ve askeri bir irade ortaya konulması.
Ancak Şam’ın fiilen boşaldığı, dengelerin hızla değiştiği süreçte; birçok aktör SDG’nin harekete geçmesini beklerken, geri çekilme tercih edildi.
Risk almak yerine beklemek, inisiyatif kullanmak yerine talimat aramak esas alındı.
Tarihi bir rol üstlenmek yerine, Fırat’ın doğusuna sıkışan bir pozisyon benimsendi.
Bunun sonucunda dengeler değişti.
ABD rota değiştirdi; İngiliz istihbaratı üzerinden Selefi yapılar devreye alındı ve neredeyse tek bir kurşun dahi sıkılmadan Şam’a girildi.
Bugün gelinen noktada verilen mesaj nettir:
“Fırsat değerlendirilemedi. Bundan sonra Şam’la uyum kaçınılmazdır.”
Ne özerklik kaldı,
ne federalizm,
ne de sahada karşılığı olan bir silahlı inisiyatif alanı.
Zira artık silahların dahi esas sahibinin kim olmadığı açıkça dile getirilmektedir.
Dürziler Yaptı, Kürtler Yapamadı
Dürziler hızlı davrandı.
Temas kurdu.
Masaya oturdu.
Yarın özerklik ya da federal bir statü elde ederlerse, bu kimse için şaşırtıcı olmayacaktır.
Peki Kürtler?
İsrail’le doğrudan temas kurmuş tek bir temsilci var mı?
Bilen varsa söylesin.
Görünen o ki yok.
Çünkü hâlâ bir “İmralı hassasiyeti”,
hâlâ “acaba önderlik ne der” kaygısı, siyasal reflekslerin önüne geçmektedir.
Oysa ironik gerçek şudur:
ABD ve uluslararası koalisyon desteği arkanızdayken dahi, yönünüzü başka bir merkeze çevirmişseniz;
zaten siyasal özne olma iddianız ciddi biçimde zedelenmiş demektir.
Bedeli Kim Ödedi?
Bu süreçte kazanan kim oldu?
Aslında hiç kimse.
Kaybeden ise açıktır:
On binlerce Kürt genci.
“Rojava kurtulacak” denilerek insanlar cepheye sürüldü.
Ardından Afrin kaybedildi.
Halep kaybedildi.
Şimdi fiilen, Fırat’ın batısı terk edilerek yeni bir daralma yaşanmaktadır.
Buna rağmen Kürt halkı desteğini çekmedi.
Bu yapıyla mesafeli olanlar dahi, meselenin örgütsel değil halksal olduğunu düşünerek suskun kalmayı tercih etti.
Son Uyarı
Bugün gelinen noktada tablo giderek daha netleşmektedir:
• Haseke risk altındadır
• Tırba Spi risk altındadır
• Qamişlo risk altındadır
• Rakka sıradadır
• Deyrezor sıradadır
Eğer süreç bu şekilde ilerlerse, bugün birlikte hareket edildiği sanılan bazı Arap aşiretlerinin yarın Kürtleri yalnız bırakması kimse için sürpriz olmayacaktır.
Ve o gün geldiğinde, ABD’nin Kürtlere ne silah, ne maaş, ne de en temel siyasi desteği sunmayacağı gerçeğiyle yüzleşilecektir.
Son Söz
Eğer bütün bu değerlendirmeler doğruysa ki sahadaki geri çekilme bunu güçlendirmektedir şu soruyu sormak artık kaçınılmazdır:
Bu yapıdan kurtulmanın zamanı çoktan gelmedi mi?
Belki de geç bile kalınmıştır.
Kürt halkını ikna edemeyen,
onun tarihsel taleplerini açıkça dillendirmeyen,
risk almayan ve irade göstermeyen hiçbir yapı,
bu halka önderlik edemez.
Silkelenip kendimize gelmek zorundayız.
Aksi hâlde,
bu gök kubbenin altında dahi yer bulamama ihtimaliyle karşı karşıya kalınabilir.
Bu bir kehanet değil;
tarihin defalarca yazdığı acı bir tekrar ihtimalidir.


