Sürekli zikzaklar çizerek olmaz
Sayın Öcalan,
Kuzey Kürtleri Ulusal Birliği Tartışıyor Konferansı’na gönderdiğiniz mesaj, kavramsal düzlemde güçlü ve teorik olarak tutarlı bir çerçeve sunmaktadır. “Demokratik toplum”, “kurumsallaşma”, “birlik” ve “müzakere” gibi başlıklar, Kürt meselesinin çözümüne dair uzun süredir dile getirilen temel ihtiyaçları yeniden hatırlatmaktadır. Bu yönüyle metin, bir perspektif sunma iddiası taşımaktadır.
Ancak mesele tam da burada başlıyor:
Sorun, dile getirilen kavramların doğruluğu değil; bu kavramların örgütsel yapınızın tarihsel pratiğiyle ne ölçüde örtüştüğüdür.
Zira Kürt siyasal tarihi, yalnızca dış müdahalelerin değil, aynı zamanda iç tutarsızlıkların, ani yön değişikliklerinin ve stratejik zikzakların da ağır sonuçlarını yaşamıştır. Bu bağlamda sizin siyasal çizginiz de bu eleştiriden asla azade değildir.
Bir dönem silahlı mücadeleyi mutlaklaştıran bir yaklaşım,
ardından demokratik entegrasyon siyasetini merkeze alan bir söylem,
sonrasında bölgesel gelişmelere göre yeniden pozisyon alan farklı yönelimler…
Bu dönüşümlerin her biri kendi içinde anlaşılabilir gibi gözüküyor olsada;
bu değişimler, tutarlı bir stratejik süreklilikten ziyade, çoğu zaman konjonktürel zorunlulukların yön verdiği kimi kırılmalar olarak Kürd halkı tarafından algılanmıştır.
Bu da sahada şu sonucu doğurmuştur:
Toplumda güven erozyonu
Siyasal yapılarda yön kaybı
Genç kuşaklarda ideolojik bulanıklıklar ortaya çıkmıştır.
Bugün “demokratik birlik” çağrısı yaparken, geçmişte bu birliğin neden sağlanamadığını da açık bir şekilde ortaya koymak gerekir. Çünkü birlik yalnızca bir çağrı ile değil, güven veren, öngörülebilir ve istikrarlı bir geçmiş ve siyasal duruşla inşa edilir.
Metninizde aşiretçilik, kabilecilik ve dar ilişkiler sistemi eleştirilmektedir. Bu eleştiriye katılmamak mümkün değildir. Ancak şu soruyu sormadan da geçemeyiz:
Kürt siyasal yapılarının içindeki merkeziyetçi, tekçi dar parti anlayışı bundan çok farklı değil, eleştiriye kapalı örgüt kültürleri bu tablonun neresindedir?
Eğer gerçek bir yüzleşmeden söz edilecekse, bu yalnızca toplumsal gelenekleri suçlayarak değil; aynı zamanda modern siyasal örgütlerin kendi iç işleyişlerine de yönelmelidir.
Bugün Kürt halkının ihtiyacı olan şey;
Kavramsal doğruların tekrar edilmesi değil,
Bu doğruların inandırıcı ve istikrarlı bir pratiğe dönüşmesidir.
Demokratik siyaset vurgusu kıymetlidir. Ancak bu vurgunun anlamı Kürd halkının ulusal kazanımlarını esas alan ve geçmişte şiddetin nasıl ve neden merkezde yer aldığına dair açık bir muhasebe, hesaplaşması yapılmadan ilerlemek zor görünmektedir.
Aksi hâlde ortaya çıkan tablo şudur:
Söylem ile pratik arasındaki mesafe büyür ve bu mesafe zamanla siyasal meşruiyeti de aşındırır.
Bugün geldiğimiz noktada, Kürt meselesi yalnızca dış aktörlerin politikalarıyla değil; iç siyasal aklın üretmekte zorlandığı iç birlik tutarlılık sorunu ile de karşı karşıyadır.
Bu nedenle yapılması gereken;
Geçmişi inkâr etmek değil,
Onunla yüzleşmektir.
Ve en önemlisi istikrarlı bir siyasal hat inşa etmektir.
Çünkü artık Kürt halkı şunu sormaktadır:
“Kürd siyasi hareketlerinin hangi çizgi kalıcı, hangi yönler geçicidir?”
Bu soruya net bir cevap verilmeden yapılan her çağrı, ne kadar doğru kavramlar içerirse içersin, bundan sonra sahada karşılık bulmakta zorlanacaktır.
Sonuç olarak:
Demokratik birlik bir zorunluluktur, evet.
Ancak bu birlik;
zikzaklarla değil, istikrarla,
retorikle değil, güven veren pratikle kurulabilir.
Saygılarımla.


