Sürgünden Kürdistan Dağlarına
Bir çizgi çekmişler toprağın kalbine,
Adına sınır demişler insanın diline.
Dağlar güldü bu çocukça oyuna,
Toprak mı bölünür kağıt ve kalem ile?
Bir halkın adını silmişler defterden,
Sanki güneşi kovar gibi göklerden.
Bilmezler ki rüzgâr hafızadır dağlarda,
Unutmaz bir isim düşse bu topraklara.
Haritayı çizenler kendini kudretli sandı,
Bir çizgiyle kaderi değiştirdiğini sandı.
Ama nehirler aynı türküyü söylemeye devam ediyor.
Çağlıyor nehirleri haykırıyor Mezopotamya diye.
Bir ülke sorarsan derler ki yoktur,
Bir bakarsın halk orada çoktur.
Garip değil mi ey akıl sahibi,
Topraklar var ama sahibi yoktur.
Dağlara sordum: “Kimin yurdusunuz?”
Rüzgâra sordum: “Kimin türküsünüz?”
Dediler: Haritalar insanın oyunudur,
Biz kadim Kürdistan halkının nefesiyiz, özüyüz.”
Bir mühür vurmuşlar tarihin alnına,
Bir halkı sürmüşler gurbet diyarına,
Ama bilmezler ki kader sabırlıdır,
Hakikat çıkar elbette gün ışığına.
Bir çocuk büyür sürgünün içinde,
Bir türkü taşır kalbinin derininden.
Bir gün sorar: “Benim ülkem nerede?”
Cevap rüzgâr olur Şerevdinin Zagrosun serininde.
Bir halkın adını yasaklasan ne çıkar,
Bir kelimeyi silsen de yankısı vardır.
Dağların hafızası insandan eskidir,
Tarih unutmaz, yalnızca sabırla bekler o anı.
Nice imparator geçti bu topraklardan,
Nice bayrak geçti gök kubbenin altından.
Ama bir halkın türküsü kaldı hep geride,
Rüzgârın taşıdığı eski bir kaval sesinde.
Bir gün haritalar yine değişecek,
Bir gün başka bayraklar o göklerde yükselecek.
Ama dağların kalbinde saklı bir isim var.
Bin yıl geçse de Kürdistan yine söylenecek.
Maaruf Ataoğlu
15.03.2026 Köln


