Süslü Bildirge ile Bir Halkın Geleceği Örtülemez
DEM Partisi’nin son açıklamasını okuduğumda bir kez daha gördüm ki, Kürt meselesinin adı var ama kendisi ve iradesi yoktur. Sözcükler var ama hedef yoktur. Büyük kavramlar var ama Kürt halkının somut haklarına dair tek bir açık cümle dahi yoktur.
Jina Mahsa Emini’nin adını anmak kolaydır. Qasimlo’nun adını anmak da kolaydır. Zor olan onların uğruna öldüğü hakikati savunmaktır. İsimleri anmak yetmez; onların davasını savunmak gerekir. Bir halkın şehitlerini bildirgelere süs yapmak, sadece tribünlere oynayan politik cesaret değil, politik bir kaçıştır.
İran’da kırk altı yıldır süren molla rejimi, Kürtleri sokakta vinçlerle idam sehpalarına sürükleyerek binlercesini idam etti. Yüz binlercesini sürgün etti, dillerini yasakladı. Bugün hâlâ Kürt gençleri darağaçlarına gönderiliyor. Buna rağmen DEM’in dili yine yuvarlak, yine belirsiz, yine korkaktır.
Sanki mesele Kürtlerin özgürlüğü değil de katil molla rejimini incitmemek meselesidir.
En vahimi ise şudur:
DEM Partisi, Kürtlerin statü talep etmemeleri için açıkça provokasyon yapmaktadır.
Federalizm yok.
Otonomi yok.
Kürdistan’ın adı yok.
Ama “demokratik toplum” ve halkların kardeşliği var.
Bu kavram yıllardır Rojava’da Kürtlerin somut haklarının yerine konulan bir sis perdesidir. Kürt halkı artık soyut bir demokratik toplum için değil, somut olarak kendi kimliğiyle özgür yaşamak için mücadele ediyor. DEM ve sahiplerinin Kürt halkı nezdinde itibarı sıfırlanmış birer aparattan ibarettir.
Rojhılat’ta Kürdistan halkının seksen yılı aşan mücadelesinin sonucu belirsiz kavramlara indirgenemez. Bu, basit bir dille acizlik ve hıyanettir.
Bugün açıkça görülmektedir ki DEM Partisi’nin temel korkusu, göbekten bağlı oldukları devletlerdir.
Türk devleti rahatsız olmasın diye konuşmuyor ve konuşamaz.
İran rejimi rahatsız olmasın diye konuşmuyor ve konuşamaz.
Suriye dengeleri bozulmasın, Devlet Bahçeli kızmasın diye konuşamaz.
Böyle siyaset olmaz. Böyle siyaset ancak başkalarının sınırları içinde konuşan bir memur siyaseti olur.
Daha açık söyleyelim:
Kürtlerin statüsünden korkan aparat, aciz bir sözde Kürt siyaseti ortaya çıkmıştır.
Yarın İran rejimi yıkılsa bile DEM’in çıkıp Kürtlere şunu söyleyeceğinden kim şüphe ediyor:
“Gidin yeni rejimin vatandaşları olun, sakın ayrı bir statü istemeyin.”
Çünkü DEM’in siyaseti Kürtlerin statü kazanması üzerine değil, statü talebinin ertelenmesi üzerine kuruludur.
Bu anlayış Kürt halkına gelecek sunmaz.
Bu anlayışın adı ihtiyat değil, siyasi teslimiyettir.
Kürt halkı şunu artık açıkça görmek zorundadır:
Bir halkın mücadelesi bildirgelerle değil, hedeflerle yürür.
Hedef yoksa siyaset yoktur.
Bugün DEM’in en büyük sorunu yanlış yapması değildir.
En büyük sorunu Kürt halkına karşı iki yüzlü davranmasıdır.
Bir halkın kaderi belirsiz kavramlarla savunulamaz.
Ve açık konuşalım:
Kürtlerin geleceğini, Kürdistan’ın adını bile telaffuz etmekten korkan, Kürt milletinin kazanımlarına düşman bir siyaset Kürtleri miskal-i zerre kadar temsil etmez, edemez.


