Tarihte ve Günümüzde Bingöl (Çewlîg)
Cesur, Merhametli ve Yiğit, Kırd-Zazaların Şehri Çewlîg’in Bugün Geldiği Nokta
12 Eylül Anayasası’na Ezici Çoğunlukla “Hayır” Diyen Bingöl, Bugün Devletle İşbirliği İçerisinde Olan AK Parti, DEM Parti ve HÜDA PAR Kıskacında
Bingöl, tarih boyunca yalnızca bir coğrafyanın adı olmadı. O, Zagroslardan Fırat’a uzanan kadim Kırd-Zaza hafızasının en önemli taşıyıcılarından biri oldu. Çewlîg; dağları, yaylaları, aşiretleri, medreseleri, dengbêjleri, ozanları, âlimleri ve isyanlarıyla yalnızca bir şehir değil, aynı zamanda burası bir karakterin adıdır.
Bu karakter; cesaretle merhametin, vakar ile tevazunun, söz ile namusun birleştiği bir toplumsal ahlak üzerine kurulmuştur.
Çewlîg insanı serttir; fakat zalim değil, aksine merhametlidir.
Yiğittir; ama asla kibirli değildir.
Misafirperverdir; aynı zamanda onuruna son derece önem verir.
Mazluma şefkat gösterir; zalime ise asla boyun eğmez.
İşte Bingöl’ü Bingöl yapan asıl ruh bu asaletten gelir.
Bugün ise bu ruhun hangi noktaya geldiğini sorgulamak, yalnızca siyasal bir tartışma değil; aynı zamanda tarihsel ve sosyolojik bir muhasebeyi gerektirir.
Tarihin Derinliklerinden Gelen Aseletli Bir Kimlik
Çewlîg’in tarihi, Cumhuriyet tarihiyle başlamaz.
Bu coğrafya; Medlerden başlayarak Pers, Roma, Bizans, Mervanîler, Eyyûbîler, Safevîler ve Osmanlı dönemine kadar, sürekli Kırd topluluklarının yaşadığı önemli kültür ve karekter sahibi merkezlerden biri olmuştur.
Yüzyıllar boyunca bölgenin toplumsal düzeni yalnızca devlet otoritesiyle değil; aşiret yapıları, medreseler, seyit ocakları ve yerel kanaat önderleriyle şekillenmiştir.
Bingöl insanını ayakta tutan şey yalnızca iyi silahşör olmaları değildi.
Karekteriydi, Sözüydü.
Verdiği ahdi yerine getirmesiydi.
Misafire gösterdiği hürmettiydi.
Komşusunun derdiyle dertlenmesiydi.
Bugün hâlâ yaşlı kuşakların anlattığı “Baxt”, “Mertlik” ve “Söz Namustur” anlayışı, bu kadim sosyolojinin vazgeçilmez bir ürünüdür.
Cumhuriyet Dönemi ve Devletle Yaşadıkları İlk Büyük Kırılma
Kurtuluş savaşında Ruslara karşı can siperane savaşan halk Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte Bingöl de diğer Kürd coğrafyaları gibi ağır güvenlik politikalarının hedefi hâline geldi.
Şeyh Said Kıyamı sonrasında yaşanan idamlar, sürgünler, iskân politikaları, köylerin boşaltılması ve asimilasyon uygulamaları yalnızca siyasal sonuçlar doğurmadı.
Toplumun hafızasını da çok derinden etkiledi.
Bingöl, onlarca yıl boyunca hem devlet baskısını hem de yoksulluğu aynı anda yaşadı.
Fakat buna rağmen kimliğini koruyarak sahip olduğu değerleri asla kaybetmedi.
12 Eylül Referandumu: Bingöl’ün Hafızasına Kazınan Bir Duruştu
1982 Anayasası referandumu, Türkiye tarihinin en baskıcı siyasal atmosferinde yapıldı.
Darbe yönetimi, bütün devlet imkânlarını kullanarak “Evet” propagandası yürütmesine rağmen Bingöl halkı ezici çoğunlukla cunta Anayasına “Hayır” diyerek direniş ruhunu dosta düşmana gösterdi.
Bu, yalnızca anayasal bir tercih değildi.
Bu sonuç, Çewlîg insanının devlet baskısına karşı geliştirdiği tarihsel refleksin siyasal tezahürüydü.
Bugün geriye dönüp bakıldığında, bu tavır Bingöl siyasal tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak okunmalıdır.
1990’lı Yıllar: İki Ateş Arasında Kalan Bir Şehir
1990’lı yıllar, Bingöl için yalnızca çatışma yılları değildi. Devletin planlı bir yönelimi sonucunda Bingöl bir laboratuvar merkezi haline getirildi.
PKK-devlet çatışması…
Köy boşaltmaları…
Faili meçhuller…
Koruculuk sistemi…
Ekonomik yıkım…
Zorunlu göç…
On binlerce insanın büyük şehirlere ve Avrupa’ya, Amerika’ya, Kanada’ya göç etmek zorunda kaldı…
Bütün bu gelişmeler, Bingöl’ün demografik yapısını olduğu kadar siyasal psikolojisini de çok derinden değiştirdi.
Korku, güvenlik kaygısı ve hayatta kalma refleksi, zamanla siyasal tercihleri belirleyen temel unsurlardan biri hâline geldi.
Bingöl’ün Kadim Ahlakı ve Yeni Menfaatçi Siyaset
Eskiden Bingöl’de siyaset, kişisel menfaat üzerinden kurulmazdı.
Kanaat önderleri toplumun önünde yürürdü.
Bugün ise siyaset giderek parti sadakatine indirgenmiş görünmektedir.
İnsanlar önce hangi partiden olduğuna bakıyor, sonra ne söylediğini dinliyor.
Bu dönüşüm yalnızca Bingöl’e özgü değildir.
Ancak Bingöl gibi hafızası, söz kültürü güçlü bir toplum için çok daha ağır sonuçlar üretebilmiştir.
Yad Abbaslar, Sadık Begler ve Şakir Elçilerin Mirası
Bingöl tarihi yalnızca siyasal olaylardan ibaret değildir.
Bu şehir; Yad Abbas gibi direnişin sembolü olmuş isimleri, Sadık Beg gibi toplum hafızasında yer edinmiş aşiret önderi şahsiyetleri ve Şakir Elçi gibi Kırd kimliği üzerine düşünce üreten yarınlara yönelik özgürlük isteyen aydınları yetiştirmiştir.
Şeyh Said Kıyamı’nda;
Şeyh Abdullah (Melon)
Hacı Sadık Beg (Valêr)
Şeyh İbrahim Çan
Ahmed Efendi Hajyon
Ali Arab Abdi Beg
Molla Cemil (Musyon)
Süleyman Beg (Az)
Yusuf Beg (Süleyman Beg’in oğlu)
Ali Badan Beg
Azlı Süleyman Muhmud
Azlı Ali Hacı Mahammed
ve ismini hatırlayamadığım daha onlarca kahraman, Haziran 1925’te idam edildi.
Bu isimlerin ortak özelliği; farklı dönemlerde yaşamış olmalarına rağmen kişisel çıkarları için değil, milletinin geleceğini önceleyerek canlarını ortaya koymuş olmalarıdır.
Bugün ise torunlarının bir kısmı, üç kuruşluk maaş ve koltuk uğruna onları bilinmeyen kabirlerinde mahcup, muzdarip bırakacak bir siyasal anlayışın parçası hâline gelmişler.
Oysaki onlar makamlarıyla değil, duruşlarıyla hatırlanmaktadır.
Bugün ise asıl soru şudur:
Çewlîg yeni Yad Abbaslar yetiştiriyor mu?
Yeni Sadık Begler çıkıyor mu?
Yeni Şakir Elçiler ortaya çıkıp fikir geliştirerek konuşabiliyor mu?
Yoksa yiğitler diyarı Çewlîg’de tarih yalnızca nostaljik bir hatıraya mı dönüşüyor?
Bugünkü Siyasal Tablo
Bugün Bingöl siyaseti, büyük ölçüde devletin kontrolünde bulunan üç farklı siyasal eksenin etkisi altında görünmektedir.
Bir tarafta muhafazakâr-devletçi çizgiyi temsil eden AK Parti…
Diğer tarafta “sözde” Kürd siyasal hareketini temsil eden devletçi DEM Parti…
Bunun yanında dinî referanslı siyaset yürüten devletçi HÜDA PAR…
Bu üç yapı birbirinden farklı söylemler kullansa da, özünde devletin farklı yüzlerini temsil eden siyasal yapılardır.
Bingöl toplumunun temel sorunları olan Kırdî-Zazakî, Kurmanci dilinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunması, ekonomik kalkınma, göç, eğitim, üretim, genç nüfusun geleceği ve kültürel canlanma konularında beklenen dönüşümün gerçekleşmediği açık bir hakikattir.
Bingöl, bugün hâlâ Türkiye’nin en fazla göç veren illerinden biridir.
Gençler iş bulamadıkları için büyük şehirlere ya da Avrupa’ya gitmektedir.
Köyler yaşlanmaktadır.
Tarım gerilemektedir.
Hayvancılık eski gücünü büyük ölçüde kaybetmiştir.
Bu tablo yalnızca iktidarın ya da muhalefetin başarısızlığı olarak okunamaz; aynı zamanda uzun yıllara yayılan ve devletin dayattığı yapısal sorunların da bir sonucudur.
Asıl Kriz: Temsil Krizi
Bugün Bingöl’ün belki de en büyük problemi ideolojik değil, liyakat esaslı bir temsil krizidir.
Toplumun tarihsel hafızasını taşıyan kişiler ile siyasal temsil mekanizması arasındaki bağ giderek zayıflamaktadır.
Kırd-Zaza, Kurmanc toplumunun sosyolojik gerçekliği ile siyasal söylemler arasındaki mesafe her geçen gün daha da büyümektedir.
Bingöl yalnızca oy veren bir şehir olmamalıdır.
Düşünen…
Üreten…
Eleştiren…
Kendi geleceğini tartışabilen, tarihsel hafızasını koruyabilen örnek bir şehir olmak zorundadır.
Çewlîg’in Yeniden Kendisi Olabilmesi
Bingöl’ün ihtiyacı yalnızca yeni belediye başkanları ya da yeni milletvekilleri değildir.
Asıl ihtiyaç, toplumsal hafızayla yeniden bağ kurabilecek ahlaki bir siyasal anlayıştır.
Kırd-Zaza, Kurmanc kimliğini inkâr etmeyen…
İnancı siyasetin aracı hâline getirmeyen…
Devleti kutsallaştırmayan…
Silahı da kutsamayan…
Toplumu merkeze alan…
Eğitimi, üretimi, kültürü ve özgüveni yeniden inşa eden bir yaklaşım olmadan Çewlîg’in tarihsel potansiyelini yeniden ortaya çıkarması pek de kolay görünmemektedir.
1925 Sonrası Çewlîg: Sessizleştirilen Bir Coğrafyanın Hafızası
Şeyh Said Kıyamı’nın bastırılması yalnızca bir askerî başarısızlık veya siyasal hareketin sona ermesi değildi. Asıl hedef, o kıyamı doğuran toplumsal hafızayı ortadan kaldırmaktı.
1925’ten sonra Bingöl, diğer birçok Kürd şehri gibi yalnızca idamlarla değil; sürgünlerle, iskân politikalarıyla, medreselerin kapatılmasıyla ve kanaat önderlerinin tasfiyesiyle karşı karşıya kaldı.
Çewlîg’in köklü aileleri dağıtıldı.
Seyit ocakları denetim altına alındı.
Aşiret yapıları parçalandı.
Dinî ve toplumsal önderlik büyük ölçüde etkisiz hâle getirildi.
Bütün bunlar yalnızca güvenlik politikaları değildi.
Aynı zamanda Kırd-Zaza toplumunun tarihsel hafızasını dönüştürmeyi amaçlayan uzun soluklu bir devlet politikasıydı.
Fakat bütün baskılara rağmen Çewlîg insanı kimliğini bütünüyle kaybetmedi.
Çünkü bu toplumun hafızası yalnızca resmî tarihten değil; dengbêjlerden, ağıtlardan, aile büyüklerinin anlattığı hatıralardan ve kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü kültürden besleniyordu.
Bu nedenle Bingöl’de tarih hiçbir zaman yalnızca kitaplarda yazılanlardan ibaret olmadı.
Evlerde anlatılanlar, mezarlıklarda fısıldananlar ve dağlarda söylenen stranlar da bu tarihin ayrılmaz bir parçası oldu.
1960–1980: Çewlîg’de Yeniden Uyanan Kırdî Bilinç
1925 sonrasında uygulanan ağır baskı politikaları, Çewlîg’in toplumsal hafızasını tamamen silemedi. Devlet, uzun yıllar boyunca bu coğrafyada güvenlik merkezli bir yönetim anlayışını sürdürse de, Kırd-Zaza, Kurmanc toplumunun dili, kültürü ve tarihsel aidiyeti aile içinde, köylerde, medreselerde ve sözlü gelenekte hep yaşamaya devam etti.
Özellikle 1960’lı yıllardan itibaren Türkiye’de başlayan toplumsal hareketlilik, Bingöl’de de yeni bir siyasal bilinçlenmenin önünü açtı. Büyük şehirlere ve üniversitelere giden gençler, yalnızca modern eğitimle değil; aynı zamanda kendi kimliklerini yeniden sorgulayan düşünsel akımlarla da tanıştı.
Bu dönem, Çewlîg’de Kırdî, Kürdi, bilincin yeniden görünür hâle geldiği yıllar olarak değerlendirilebilir.
Bir tarafta geleneksel medrese kültüründen beslenen dinî ve ahlaki yapı varlığını korurken, diğer tarafta modern eğitim alan yeni bir kuşak ortaya çıkıyordu. Her iki kesimin yöntemleri farklı olsa da ortak noktaları, Kırd, Kürd toplumunun varlığını ve kimliğini inkâr eden anlayışa karşı duydukları rahatsızlıktı.
1970’li yıllar ise yalnızca ideolojik kamplaşmaların arttığı bir dönem olmadı. Aynı zamanda farklı Kırd, Kürdi siyasal hareketlerinin Bingöl’de de karşılık bulduğu yıllar oldu. Milliyetçi, sosyalist, İslami ve muhafazakâr eğilimler aynı toplum içinde etkili olmaya başladı. Bu durum, bir taraftan siyasal çeşitliliği artırırken, diğer taraftan toplum içinde yeni ayrışmaları da beraberinde getirdi.
Buna rağmen Bingöl toplumunun önemli bir kesiminde ortak bir kanaat varlığını sürdürüyordu: Kırd, Kürd halkının dili, kültürü ve tarihsel kimliği inkâr edilemezdi.
1980 askerî darbesi ise bu gelişen toplumsal dinamizmi yeniden sert bir şekilde bastırdı.
Gözaltılar…
İşkenceler…
Tutuklamalar…
Sürgünler…
Cezaevleri…
Yasaklar…
Bingöl de bu süreçten en ağır şekilde etkilenen şehirlerden biri oldu.
Ancak bütün bu baskılar, paradoksal biçimde yeni bir kuşağın siyasal hafızasını daha da güçlendirdi. Çünkü yasaklanan her dil, daha fazla konuşulmak istendi; inkâr edilen her kimlik ise daha güçlü biçimde sahiplenildi.
Bu nedenle 1980 sonrasında ortaya çıkan Kırd, Kürdi siyasal hareketlerini anlamak için yalnızca örgütleri değil, onları doğuran tarihsel ve sosyolojik zemini de doğru okumak gerekir.
Çewlîg’in yakın tarihi, yalnızca devlet ile örgütler arasındaki çatışmalardan ibaret değildir.
Aynı zamanda kimliğini, dilini, kültürünü ve toplumsal hafızasını korumaya çalışan bir halkın, bütün baskılara rağmen ayakta kalma mücadelesinin de tarihidir.
1984’ten Günümüze Çewlîg: Değişen Siyaset, Değişmeyen Sorunlar
1984 yılı, yalnızca Türkiye açısından değil, Bingöl açısından da yeni bir dönemin başlangıcı oldu.
PKK’nin silahlı mücadeleye başlamasıyla birlikte Bingöl, coğrafi konumu nedeniyle, özellikle Devlet ve örgütün çatışmalarının en yoğun yaşandığı illerden biri hâline getirildi.
Yaklaşık kırk yıl boyunca süren çatışmalı süreçte Bingöl; güvenlik politikalarının, köy boşaltmalarının, koruculuk sisteminin, faili meçhul cinayetlerin, ekonomik durgunluğun ve zorunlu göçün ağır sonuçlarını yaşadı.
Bu süreçte binlerce genç ya yaşamını yitirdi ya da cezaevlerine girdi. Yüzlerce köy boşaltıldı, üretim geriledi ve kırsal nüfus büyük ölçüde çözülmeye başladı.
Bingöl’ün tarihsel sosyolojisi, ilk defa bu kadar uzun süre güvenlik eksenli bir yaşamın etkisi altında kaldı.
Bu gelişmeler yalnızca devlet ile PKK arasındaki çatışmanın sonucu da değildi; aynı zamanda Bingöl toplumunun kendi iç dengelerini de derinden etkilemesini beraberinde getirdi.
Bir tarafta devletin güvenlik merkezli politikaları, diğer tarafta silahlı mücadelenin oluşturduğu yeni toplumsal gerçeklik, Çewlîg’de ortak toplumsal zemini giderek daralttı.
Bu dönemde muhafazakâr siyaset de Bingöl’de giderek güç kazandı.
Önce Refah Partisi, ardından AK Parti, özellikle dinî kimliği önceleyen seçmen kitlesi üzerinde etkili oldu. Merkezi idarenin yatırımları, sosyal yardım politikaları ve muhafazakâr söylem, Bingöl’de önemli bir toplumsal karşılık buldu.
Diğer tarafta HADEP, DEHAP, DTP, BDP, HDP ve bugün DEM Parti adıyla devam eden siyasal çizgi de özellikle Kürd kimliği, dil ve demokratik haklar ekseninde görünür gibi yaparak önemli bir seçmen desteği elde etti.
Son yıllarda ise devlet destekli HÜDA PAR da özellikle dinî referanslı söylemiyle Bingöl siyasetinde görünür bir aktör hâline geldi.
Böylece Bingöl’de siyasal rekabet, büyük ölçüde üç farklı eksen etrafında şekillendi.
Ancak bütün bu farklı siyasal tercihlere rağmen değişmeyen bir gerçek vardır:
Bingöl, hâlâ göç veren bir ildir.
Kırsal nüfus azalmaktadır.
Genç işsizliği yüksek seviyededir.
Kırdî-Zazakî, Kurmanci dili her geçen gün daha fazla kullanım alanı kaybetmektedir.
Tarım ve hayvancılık eski üretim gücünü büyük ölçüde yitirmiştir.
Üniversite mezunu gençlerin önemli bir kısmı doğduğu şehirde gelecek görememektedir.
Dolayısıyla siyasal rekabet artmış; ancak toplumsal sorunlar aynı ölçüde çözülememiş katmerli bir şekilde devam ediyor.
Belki de Çewlîg’in bugün karşı karşıya bulunduğu en temel sorun budur.
Çünkü tarih göstermektedir ki bir toplum yalnızca seçim kazanarak güçlenmez.
Gerçek güç; kendi dilini yaşatabilen, kültürünü koruyabilen, üretebilen, adalet duygusunu canlı tutabilen ve ortak geleceğini birlikte inşa edebilen toplumların elindedir.
Çewlîg’in geleceği de yalnızca siyasal partilerin başarısına değil; kendi tarihsel hafızasını yeniden üretme, gençlerine umut olma ve Kırd-Zaza, Kurmanc kimliğini kültürel, ahlaki ve toplumsal zeminde yaşatma iradesine bağlıdır.
Maaruf Ataoğlu
6 Haziran 2026


