Tarikat Mantığı Üzerine Analitik Bir Değerlendirme
Tarikat olgusu, yalnızca dini bir yapılanma değildir.
Aynı zamanda psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve siyasal boyutları olan çok katmanlı bir örgütlenme biçimidir. Bu nedenle tarikatları sadece “inanç topluluğu” olarak okumak eksik kalır. Çünkü tarih boyunca birçok tarikat; kimi zaman ahlaki dayanışma ağı, kimi zaman kültürel koruma mekanizması, kimi zaman da doğrudan iktidar üretme aracı hâline gelmiştir.
Sorun burada başlamaktadır:
İnanç ile otorite arasındaki çizgi kaybolduğunda, tarikat mantığı çoğu zaman bireyi özgürleştiren değil; onu iradesizleştiren bir yapıya dönüşmektedir.
1. Tarikat Mantığının Temel Psikolojisi: Teslimiyet
Tarikat sisteminin merkezinde “teslimiyet” vardır.
Bu teslimiyet başlangıçta manevi eğitim, nefis terbiyesi veya ahlaki olgunlaşma olarak sunulur. Ancak zamanla bireyin düşünsel bağımsızlığını devreden çıkaran bir ilişkiye dönüşebilir.
Şeyh konuşur, mürid onaylar.
Lider düşünür, topluluk tekrar eder.
Böylece hakikati arama çabası yerini;
“Bize söylenene inanmak zorundayız” anlayışına bırakır.
Bu yapı bir süre sonra:
* sorgulamayı “edepsizlik”,
* eleştiriyi “ihanet”,
* farklı düşünmeyi ise “manevi sapma” veya ihanet olarak görmeye başlar.
Oysa hakikatten emin olan bir düşünce eleştiriden korkmaz.
Eleştiriden korkan yapıların çoğu, kutsallık üzerinden fetişizm otorite üretmeye çalışan yapılardır.
2. Karizmatik Liderlik ve Kutsallaştırma
Tarikat mantığının en tehlikeli taraflarından biri; insanı zamanla yarı kutsal bir varlığa dönüştürmesidir.
Başlangıçta “alim”, “mürşid”, “rehber”, “ider”, “önder” olarak görülen kişi;
zamanla:
* hata yapmaz,
* sorgulanamaz,
* eleştirilemez,
* hatta metafizik güçlerle donatılmış biri gibi sunulur.
Bu durum yalnızca dini yapılarda değil; ideolojik hareketlerde, siyasi partilerde ve hatta bazı modern yapılarda bile görülür.
Çünkü tarikat mantığı sadece sarık ve cübbe ile ortaya çıkmaz.
Bazen devrimci sloganlarla,
bazen milliyetçilikle, bazen modern kişisel gelişim diliyle de kendini yeniden üretir.
Özü aynıdır:
Lider merkezdedir, birey ise edilgendir.
3. Bilgi Yerine Sadakat Kültürü
Tarikat mantığında çoğu zaman bilgi ikinci plandadır. Asıl önemli olan “sadakat”tir.
Bu nedenle:
* liyakat yerine bağlılık,
* düşünce yerine aidiyet,
* üretim yerine biat öne çıkar.
Toplumların geri kalmasının temel nedenlerinden biri de budur. Çünkü sorgulamayan toplum bilim üretemez.
Bilim üretmeyen toplum teknoloji geliştiremez. Teknoloji geliştiremeyen toplum ise başkalarının merhametine muhtaç hâle gelir.
Bugün İslam dünyasının yaşadığı birçok kriz yalnızca dış müdahalelerle açıklanamaz.
Aynı zamanda içerde üretilen bu kör bağlılık kültürüyle de ilgilidir.
4. Tarikat ve Ekonomik Güç İlişkisi
Birçok tarikat zamanla ekonomik ağlara dönüşür:
* şirketler,
* vakıflar,
* yurtlar,
* medya yapıları,
* finans ağları oluşturur.
Bu aşamadan sonra mesele artık sadece din değildir.
Güç, para ve kadro paylaşımı devreye girer. İşte tam burada “maneviyat dili” ile “iktidar arzusu” birbirine karışır.
Yoksul halk:
“hizmet ediyoruz” zanneder,
üst yapı ise çoğu zaman ekonomik ve siyasal güç biriktirir. Tarih boyunca birçok tarikatın devletlerle yakın ilişki kurmasının nedeni de budur.
Çünkü devletler örgütlü kitle ister, tarikatlar ise koruma ve alan ister. Bu ilişki bazen açık, bazen örtülü şekilde sürer.
5. Tarikatların Tamamı Aynı mıdır?
Hayır.
Tarihsel olarak bazı tarikatlar:
* kültürü korumuş,
* ahlaki dayanışma sağlamış,
* halkın eğitimine katkı sunmuş,
* işgal dönemlerinde direniş üretmiştir.
Özellikle Kürdistan coğrafyasında Şeyh Ubeydullah Nehri, Şeyh Said gibi dini önderlikler aynı zamanda toplumsal direnç merkezleri de olmuşlardır. Ancak tarihsel rol ile bugünkü yapıların aynı şey olduğunu düşünmek büyük hata olur. Bugün birçok yapı:
manevi derinlikten çok,
örgütsel itaati öncelemektedir.
6. Modern Dünyada Tarikat Mantığının Yeni Biçimleri
Modern insan çoğu zaman “ben özgürüm” zanneder.
Oysa günümüzde tarikat mantığı yalnızca dini yapılarda yaşamıyor.
Bazı siyasi hareketler,
ideolojik yapılar,
fanatik parti kültürleri,
hatta bazı sosyal medya toplulukları bile aynı psikolojiyle hareket ediyor:
* lideri sorgulamama,
* grup dışındakini düşmanlaştırma,
* mutlak aidiyet talebi,
* eleştireni hain ilan etme…
Bu nedenle mesele sadece din değildir. Mesele insanın özgür düşünce üretip üretememesi meselesidir.
Sonuç
İnsan rehbere ihtiyaç duyabilir.
Tecrübeye, ahlaki örnekliğe, bilgiye de ihtiyaç duyabilir.
Fakat bir insanın aklını, vicdanını ve iradesini başka birine teslim etmesi;
manevi olgunluk değil, düşünsel bağımlılık üretir.
Hakikat;
korkuyla değil özgür akılla aranır.
Ve unutulmamalıdır ki:
Allah insana secde etmesini değil, önce düşünmesini ve sorgulayarak doğruyu bulmasını emretmiştir.


