Terörle Mücadele Adı Altında Rojava’daki Kürt Kazanımlarının Tasfiyesi
“Türkiye’yi terörden arındırma süreci bitti” cümlesi bir güvenlik raporu değil, açık bir siyasal niyet beyanıdır.
Bu ifade, terörün sona erdiğini değil; asıl hedefin Rojava olduğunu zaten açıkça göstermektedir.
Dün itibarıyla Halep–Şeyh Maksud hattında başlayan çatışmalar, bu yeni hedefin coğrafyasını da net biçimde ortaya koymuştur. Artık mesele ne Türkiye içidir ne de klasik güvenlik paradigmasıdır. Asıl mesele, Rojava olarak tanımlanan Batı Kürdistan’daki tarihsel ve toplumsal Kürt kazanımlarının tasfiyesidir.
Bu noktada şunu açıkça söylemek gerekir:
Türkiye’de “terörle mücadele” başlığı altında Abdullah Öcalan ile yürütülen süreç, Kürt siyasal varlığının sınır ötesinde kurumsallaşmasını engellemeye dönük bir stratejiydi.
DEM ile “Demlenenler” ve Siyasal Saflık Yanılgısı
Türkiye içinde DEM üzerinden kurulan ilişkiler, “normalleşme”, “yumuşama” ve “demokratik çözüm” söylemleriyle pazarlanırken; sınırın ötesinde Kürt halkına yönelik askerî ve siyasal kuşatma derinleştirilmektedir.
Bu bir çelişki değil, bilinçli bir ikili oyundur.
DEM ile masada oturulurken Rojava’da Kürt mahallelerinin kuşatılması;
içeride Kürt oyuna göz kırpıp, dışarıda Kürt statüsünü boğma çabasıdır.
Bu tablo, sosyolojik olarak Kürtlerin politik bir özne değil; kontrol edilmesi gereken kültürel, reaksiyoner bir kitle olarak görüldüğünün açık göstergesidir.
Fotoğrafın Dili: Devlet Aklı ve Yeni Saflaşma
Paylaşılan fotoğraf bir protokol fotoğrafı değildir.
Bu kare, devlet aklının yönünü ve yeni saflaşmayı anlatmaktadır.
Verilen mesaj açıktır:
“Türkiye içindeki çatışma dönemi, Devlet Bahçeli’nin girişimleriyle kapandı.
Şimdi sıra Kürtlerin sınır ötesi kazanımlarını sıfırlamaya geldi.”
Bu nedenle Halep’in Şeyh Maksud’u tesadüf değildir.
Orası yalnızca bir mahalle değil; Kürtlerin Selahaddin Eyyubi’den bu yana yaşadığı ve Suriye iç savaşında bugüne kadar bedel ödeyerek elde tuttuğu meşruiyet alanlarından biridir.
Bu alanın hedef alınması, Kürtlere şu mesajı vermektedir:
“Silah bırakmanız yetmez; statü talep etmeniz de, eski yerleşim alanlarınızda kalmanız da yasaktır.”
Asıl Tehlike: Kürtleri Temsil Ettiğini Söyleyenlerin Yanlış Okuması
En büyük risk, Kürtlerin bu süreci hâlâ “Türkiye içi barış” parantezinde okuması; Pervin Buldan ve Mithat Sancar gibi isimlerin bu tablo karşısında siyasal ciddiyetten uzak bir tutum sergilemesidir.
Oysa tarih bize şunu öğretir:
Kürtler ne zaman bir coğrafyada kazanım elde etse, Türk ve Arap aktörlerin müdahaleleriyle başka bir cephede denge bozulur.
Bugün Rojava hedefteyse, bu yalnızca Suriye meselesi değildir.
Bu, Kürtlerin bölgesel bir aktör olma ihtimalinin bastırılmasıdır.
Sonuç Yerine
“Terör bitti” deniyorsa,
sorulması gereken soru şudur:
Kimin için bitti, nerede bitti ve kimin kazanımı pahasına?
Şeyh Maksud’ta yükselen silah sesleri, bu sorunun cevabını fazlasıyla vermektedir.
Bu nedenle Kürtler için artık mesele,
ne DEM ne de iç siyaset dengeleri olmalıdır.
Asıl mesele şudur:
Kürt halkı, kazanımlarını savunacak tarihsel ve siyasal bilince ulaşabilecek mi,
yoksa her defasında başka masalarda Kürt çıkarlarını savunduğunu iddia edenler tarafından tüketilmeye devam mı edecek?
Bu soru cevapsız kaldıkça,
“terör bitti” diyenlerin zihin haritalarında
Kürtlerin yeri daralmaya devam edecektir.


