Tom Barrack ve Arap Dünyası:
Çıkar Ekseninde Kurulan Kırılgan Pazarlanabilir-Satılabilir İlişkiler
Maaruf Ataoğlu
Tom Barrack’ın Arap dünyasıyla kurduğu ilişkiler, romantik bir köken anlatısının ya da ideolojik bir yakınlığın ürünü değildir. Bu ilişki, baştan sona çıkar merkezli, dalgalı ve konjonktüre bağımlı bir zeminde şekillenmiştir. Barrack’ın hikâyesi; “Araplarla dayanışma” değil, Arap coğrafyasının küresel sermaye açısından nasıl işlevselleştirildiğinin tipik bir hikâyesidir.
Kimlikten Sermayeye: Araplık Bir Aidiyet Değil, Barak İçin Bir Enstrüman
Lübnan kökeni, Barrack’a Arap elitleriyle temas kurarken bir “tanıdıklık dili” kazandırmıştır. Ancak bu, politik ya da ahlaki bir bağlılık anlamına da gelmez. Arap kimliği, Barrack’ın dünyasında duygusal bir aidiyet değil, güven üretmeye yarayan ilişkileri ve aidiyeti kısa yoldan paraya çevrilebilen pragmatik bir araçtır. İşler yolunda gittiğinde bu kimlik hatırlanır; çıkar dengesi bozulduğunda ise hızla geri çekilerek Amerikan vatandaşlığına bürünür.
İnişler ve Çıkışlar: Sadakat Değil, Emlakçının Hesap Kitap İşi
Barrack’ın Körfez sermayesiyle ilişkileri, uzun soluklu bir ortaklıktan ziyade fırsatlara göre açılıp kapanan kapılar gibidir. Petrol fiyatları yükseldiğinde, fonlar genişlediğinde, ABD ile Körfez arasında siyasal uyum sağlandığında ilişkiler derinleşir. Tersi durumda ise Barak tarafından mesafe koyulur. Tipik bir Arap kültürü.
Bu nedenle Barrack’ın Araplarla ilişkisi, sadakat değil hesap üzerinden yürür. Bugün “stratejik ortak” olan, yarın “riskli yatırım alanı”na dönüşebilir.
Sessiz Dosyalar:
Filistin ve Kürtler
Gerçek bir Arap milliyetçiliği, Filistin meselesinde net bir ahlaki tutum almayı gerektirirdi. Barrack’ın çizgisi ise bu noktada dikkat çekici biçimde sessizdir. Çünkü yahudi lobisinin stratejik aklına karşı çıkmak Barak’ı çok aşan bir husustur. Aynı sessizlik, Kürtlerin statü ve öz-belirlenim taleplerinde ise söz konusu bile değildir. Barak bir taraftan Mazlum Kobaniyi tehdit edebiliyor, diğer taraftan haddini aşarak Mesud Barzani’ye dahi parmak salıyor.
Çünkü Barrack için mesele halklar değil, güçlü olan devletlerle ve sermaye gruplarıyla çıkara dayalı uyumdur. Halkların hak talepleri, Barakın Kâr hesabını ve yatırımdan elde edeceği rant iklimini bozduğu ölçüde onun tarafından “sorun” olarak algılanır.
Arap Milliyetçiliğinin Ayna Tuttuğu Gerçek
Barrack örneği,
Arap milliyetçiliğinin küresel sermaye karşısındaki kırılganlığını da böylece açığa çıkarır. Retorikte güçlü olan bu milliyetçilik, pratikte sermaye karşısında pazarlık gücünü hızla kaybedebilmektedir. Barrack gibi figürler, bu boşluğu iyi okur; kimlik söylemini kullanır, fakat bağlayıcı hiçbir etik ve ilkesel bir sorumluluk üstlenmez.
Sonuç
Tom Barrack’ın Araplarla olan ilişkileri, eşitler arası bir ortaklık değil; sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillenen inişli çıkışlı bir temas örneğidir.
Bu ilişkide kazanan, çoğu zaman onun küresel finans aklıdır; kaybeden ise kimliğini, onurunu ve tarihsel taleplerini pazarlık masasına süren Arapların siyasal aklıdır.
Kısacası Barrack’ın hikâyesi şunu gösterir:
Kimlik, çıkarın gölgesine düştüğünde; milliyetçilik söylem olarak kalır, kararlar ise her zaman sermaye tarafından verilir.


