TRUMP’IN “KÜRDLERİ ASLA AFFETMEYECEĞİM” SÖZLERİ ÜZERİNE: BİR MİLLETİN STRATEJİK YALNIZLIĞI
Donald Trump’ın yıllar önce rahip Bronson’u almaya çalışırken zaman zaman övgüyle özgüyle söz ettiği Kürdler hakkında bugün yeniden gündeme gelen sözleri, ilk bakışta bir Amerikan başkanının Kürdlere yönelik öfkesi veya kırgınlığı gibi okunabilir.
Ancak mesele bundan çok daha derindir.
Çünkü bu sözler yalnızca Trump’ın Kürdlere bakışını değil, aynı zamanda Kürd siyasetinin son yarım yüzyılda içine sürüklendiği stratejik açmazı da ortaya koymaktadır.
Trump açıkça şunu söylüyor:
“Silah verdik. Güvendik. Ama Kürdler bizi hayal kırıklığına uğrattı.”
Bu ifadede dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Trump burada Kürdleri, ülkesi ve toprakları bulunan bir millet olarak değil, konjonktürel olarak Amerika’nın bölgesel çıkarları doğrultusunda kullandığı bir araç olarak değerlendirmektedir.
Zaten uluslararası ilişkilerin acı gerçeği de budur.
Devletler çoğunlukla dostluk kurmazlar.
Devletler çıkar ilişkisi kurarlar.
Sorun da tam burada başlamaktadır.
Çünkü Kürd hareketlerinin önemli bir bölümü, uzun yıllardır uluslararası güçlerle kurdukları ilişkileri sadece stratejik ortaklık olarak değil, neredeyse tarihsel bir dostluk olarak okumaktadır.
Oysa Washington’un gözünde Kürdler hiçbir zaman bağımsız bir siyasal özne olarak görülmedi ve öyle de okunmadı.
Bir dönem Saddam’a karşı Kürdleri kullanmaya çalıştılar. Bununla birlikte, Kürd liderlerinin sağduyusu ve uluslararası konjonktürün etkisiyle, özellikle Madam Mitterrand’ın katkıları sonucunda Güney Kürdistan’ın federal bir yapı olarak ortaya çıkması sağlandı.
Bir dönem İran’a karşı Kürdler denge unsuru olarak görüldü.
Bir dönem IŞİD’e karşı Rojava’da Kürdler kara gücü olarak değerlendirildi. Burada Kürdlerin on binlerce şehidine mal olan mücadele, Trump tarafından Suudi Arabistan ve Körfez sermayesinin yönlendirmeleri sonucunda, Kürd karşıtı Asuri Tom Barrack’ın etkisiyle, IŞİD emiri HTŞ lideri Colani’ye teslim edildi.
Trump ve Barrack hiçbir zaman Kürdleri kendi kaderini tayin hakkına sahip bir millet olarak kabul etmedi. Kürd halkı bunu asla unutmamalıdır.
Trump’ın sözleri tam da bu gerçeğin itirafıdır.
Günümüzde birçok Kürd çevresi Trump’ın bu ifadelerine zaten öfkeyle yaklaşmaktadır.
Oysa asıl sorulması gereken soru şudur:
Bir Amerikan başkanının Kürdleri bu kadar rahat biçimde suçlayabilmesini mümkün kılan siyasal zemin nasıl oluştu?
Çünkü ortada sadece Trump’ın yaklaşımı yoktur.
Ortada, Kürdlerin onlarca yıldır kendi millî programlarını oluşturamamış olmalarının yarattığı büyük bir boşluk da vardır.
Bir millet kendi siyasal hedeflerini açık biçimde tanımlayamazsa, başkalarının stratejik planlarının bir parçası hâline gelir.
Bugün yaşanan tam olarak budur.
Bir taraftan Kürd milletinden söz ediliyor.
Diğer taraftan millet kavramı, çıkarlar uğruna geri plana itiliyor.
Bir taraftan Kürdistan deniliyor.
Diğer taraftan Kürdistan’ın siyasal statüsünden kaçınılıyor.
Bir taraftan özgürlük söylemi kullanılıyor.
Diğer taraftan özgürlüğün hangi hukuki ve siyasal zeminde gerçekleşeceği açıklanmıyor.
Bu nedenle dış güçler, Kürdleri kendi projelerinin bir unsuru olarak görmekte hiçbir sakınca görmüyorlar.
Trump’ın “Kürdler bizi hayal kırıklığına uğrattı” sözü aslında başka bir gerçeği daha göstermektedir:
Uluslararası sistemde saygı görenler, duygusal bağlılık gösterenler değil; kurumsal güce sahip olanlardır.
İsrail’e bakın.
Ermenilere bakın.
Filistin meselesine bakın.
Hiçbir uluslararası aktör bu topluluklarla ilişkisini kişisel güven veya duygusal sempati üzerinden kurmuyor.
Kurumsal yapı, siyasi hedef ve ulusal strateji üzerinden kuruyor.
Kürdlerin temel sorunu da tam burada ortaya çıkmaktadır.
Yüz yılı aşkın süredir dünyanın en büyük devletsiz milletlerinden biri olan Kürdler, hâlâ ortak bir ulusal strateji oluşturabilmiş değildir.
Parçalı yapıların, örgütsel rekabetlerin ve ideolojik önceliklerin gölgesinde millî hedefler sürekli ertelenmektedir.
Sonuçta ise Trump gibi siyasetçilerin rahatlıkla kullanabildiği şu yaklaşım ortaya çıkmaktadır:
“Silah verdik, işimiz bittiğinde de hesap sorarız.”
Çünkü uluslararası sistem güçsüz olanı dost olarak değil, araç olarak görür. Tıpkı Rojava’da olduğu gibi.
Trump’ın sözlerinden çıkarılması gereken asıl ders, Amerikan karşıtlığı veya Amerikan yanlılığı değildir.
Asıl ders şudur:
Bir millet kendi geleceğini başka güçlerin merhametine bıraktığında, bir gün mutlaka o güçlerin suçlamalarıyla karşı karşıya kalır.
Kürdlerin ihtiyacı olan şey; Washington’a, Moskova’ya, Ankara’ya, Tahran’a veya başka bir merkeze duygusal bağlılık göstermek değildir.
Kürdlerin ihtiyacı olan şey, kendi millî çıkarlarını esas alan, ortak akla dayalı, gerçekçi ve kurumsal bir ulusal strateji geliştirmektir.
Aksi hâlde bugün Trump’ın söylediğini yarın başka bir lider söyler.
İsimler değişir.
Başkentler değişir.
Ama Kürdlerin başkalarının hesaplarında kullanılan bir unsur olma sorunu hiçbir zaman değişmez.
Ve tarih bize göstermiştir ki;
Başkasının stratejisinde yer bulanlar geçici olarak korunabilirler.
Fakat kendi stratejisini kurabilen milletler kalıcı olarak, her daim var olabilirler.
12 Haziran 2026


