Tüm Kürtlere Sesleniyorum…
Maaruf Ataoğlu
Bir Yüzyılımız Daha Kaybolmasın
Kürdistan’a duyarlı bütün Kürtlere sesleniyorum.
Bu tarih yalnızca örgütlerin, partilerin veya liderlerin tarihi değildir. Bu tarih, dili yasaklanmış, kimliği inkâr edilmiş, Başur, Bakur, Rojhılat ve Rojava’da yaşamış bir milletin tarihidir.
Bugün susmak, yarın bir yüz yılı daha kaybetmek demektir. Kürdistan’ın geleceği birkaç siyasi hesap uğruna pazarlık konusu yapılamaz ve yaptırmamalıyız.
Başta; tarikata üye olmuş gibi bir düşünceyi benimseyen tüm PKK kadrolarına sesleniyorum.
Bir halk hareketi, kutsallaştırılmış liderlik anlayışına teslim edildiği gün o hareket siyasi olmaktan çıkar, tarikat inancına dönüşür.
Kürt milletinin mücadelesi bir biat düzeni değil, bir özgürlük mücadelesidir. Kürt gençlerinin kanı hiçbir şahsın geleceği için akıtılmadı. Bu mücadele Kürdistan içindi, bir kişinin statüsü için değildi asla…
KDP – PUK – IKDP - PKK ve adını yazamadığım tüm Kürdistani bileşenlere sesleniyorum.
Partiler gelip geçicidir, ama Kürdistan kalıcıdır. Parti çıkarlarını Kürt milletinin kaderinin önüne koymak tarih önünde affedilmeyecek bir hata ve bir hıyanet projesidir.
Bugün susanlar yarın çocuklarına bunun hesabını veremeyeceklerdir. Kürtlerin asgari müştereklerde birleşememesi, düşmanlarının en büyük kazancı olmuştur.
QSD – SDG içindeki tüm Kürdistani yurtseverlere de ayrıca sesleniyorum.
Bugün elde edilen kazanımların ne kadar kırılgan olduğunu hepimiz biliyoruz. Ulusal iradenizi ortaya koymazsanız büyük güçlerin desteği gelip geçicidir, fakat Kürt milletinin iradesi kalıcıdır. Kürdistan’ın geleceği başkalarının stratejik hesaplarına teslim edilemez.
Kürdistan halkının Kürdistani umutlarına dört parçada hep birlikte sahip çıkın. Bu halk yüz yıllardır bedel ödedi. Köyleri yakıldı, şehirleri yıkıldı, çocukları diri diri mezarlara konuldu. Buna rağmen umudunu kaybetmedi. Bu umut siyaset masalarında harcanamaz, harcatmamalıyız.
Münih Güvenlik Konferansı’nda Devlet Bahçeli’ye teşekkür üstüne teşekkür eden Sn. Neçirvan Barzani’ye sesleniyorum.
Diplomasi elbette gereklidir; fakat diplomasi ile teslimiyetçi çizgi arasındaki hat çok incedir. Kürt halkının acıları görmezden gelinerek Münih Güvenlik Konferansı’nda yapılan teşekkürler, Kürtlerin vicdanında derin yaralar açmıştır. Kürt liderliği, Kürt halkının onurunu dikkatlice temsil etmek zorundadır. Lütfen bu sorumluluğunuzu üstleniniz.
Umutlarımızın bu pazarlık masasında belki de bir yüz yıl daha satılmasına izin vermeyiniz.
Tarih bize defalarca aynı dersi verdi: Kürtlerin kaybettiği her dönemin arkasında bölünmüşlük ve kısa vadeli kişisel çıkarlar vardı. Yeni bir kayıp nesli daha kaldıracak gücümüz yoktur.
Kuzey Kürdistan halkı terörist değildir. Bir halkın kendi kaderini tayin etmesi amacıyla hak arayışını silahlı mücadelede görerek çocukları dağa çıkmıştır. Kimliğini, dilini ve onurunu savunmak için verilen bu mücadele terör değildir. Terör yaftası, Kürtlerin meşru taleplerini bastırmak için kimi güçler tarafından kullanılan siyasi bir araç haline getirilmiştir.
Barış bizim için çok kıymetlidir. Silahların susması halkımızın menfaatinedir. Ancak Türkiye’yi terörden arındırma bahanesiyle umutlarımızın yeniden yıkılmasına müsaade etmemeliyiz. Gerçek barış, bir halkın umutlarını yok ederek pazarlık masasında bir şahsa statü verilerek asla kurulamaz. Güvenlik politikalarıyla bastırılan sorunlar asla çözüm üretmez; sadece erteler. Kürt meselesi askeri değil, siyasi ve tarihsel bir özgürlük meselesidir.
Bugün en büyük görevimiz şudur:
Kürdistan’ın geleceğini şahısların kaderine bağlamamak ve
Kürt halkının haklarını pazarlık konusu yaptırmamak olmalıdır.
Ve bir yüz yıl daha kaybetmemek için çok çok duyarlı olmalıyız.
Çünkü tarih bize şunu öğretti:
Kaybedilen zaman yalnızca yıllar değildir — kaybedilen bir milletin umudu ve geleceğidir.


